RAND Corporation: El Nusra hiç olmadığı kadar güçlü

RAND Corporation: El Nusra hiç olmadığı kadar güçlü

ABD'yi yöneten stratejik düşünce enstitüsü olarak bilinen RAND Corporation Suriye'de eski adı El Nusra olan Şam'ın Fethi Cephesi hakkında bir analiz yayınladı.
Mepa Haber Merkezi


Batılı düşünce kuruluşları bölgedeki dengeleri, detaylı bir şekilde kavramak ve karar alıcıları yönlendirmek için önemli araştırmalar yapıyorlar. Buna en son örneklerden biri de, ABD'nin önemli istihbarat-düşünce kuruluşlarından RAND tarafından yayınlanan ve El- Nusra ile El Kaide bağlantılarının Batı gözüyle anlatıldığı önemli bir yazı. 

Makalede, El Nusra ile el Kaide arasında yakın bağlar kurulmuş. Şam Fetih Cephesi olarak farklı bir konsepte bürünen El Nusra ve onunla kenetlenen grupların IŞİD'den daha büyük tehlike, daha doğrusu daha esaslı bir tehlike arz ettiğini söyleyen yazı, ABD'nin önemli istihbarat-düşünce kuruluşlarından RAND Corporation çalışması.

Makalede öne sürülen iddialar ise dikkat çekici. İşte o yazı...

"Daha önceleri El Nusra ismiyle bilinen Fetih Şam Cephesi (JFS), El Kaide’den “ayrılışından” (gerçekte düpedüz aldatmaca olan bir ayrılık) üç ay sonra geldiğimiz noktada Batı için IŞİD’e kıyasla çok daha kaydadeğer bir uzun vadeli tehdit teşkil ediyor olabilir

Batı, IŞİD’i hedef alırken JFS kendini birkaç cephe boyunca konumlandırarak, yeniden yapılandırarak ve “çaba sarf ederek” El Kaide’nin yeniden dirileceği bir zemini sessizce hazırlıyor. Bu sürpriz olmamalı zira El Kaide ve ona bağlı gruplar hiçbir şey yapamasalar dahi güçlükleri yenme yeteneğine sahipler.

10,000 savaşçısıyla JFS hem El Kaide’nin en büyük “acentesi” hem de birçok bakımdan –Arap Yarımadası’ndaki ve Kuzey Afrika’daki El Kaide’yi sönük bırakır bir şekilde- en ölümcül olanı. Suriye, Avrupa’nın kıyısındaki bir başarısız devlet olarak El Kaide’ye JFS aracılığıyla küresel terör kampanyasını ihya etmek için ideal zemini sunuyor.

Saif el Adl gibi veteran El Kaide liderlerinin JFS’nin Suriye’deki stratejisini belirleyen mevcut liderler arasında olduğu düşünülüyor. Bu stratejinin merkezini oluşturan kritik parça, yerel halkın rızasını gözetmek ve JFS’nin konuşlandığı Suriye’nin kuzeybatısındaki Sünni ağırlıklı bölgelerde politik meşruiyet kazanmak.

Bu yaklaşım, IŞİD’in aşırı şiddet yanlısı yakıp yıkma politikasının yanında dikkat çekici duruyor. JFS, IŞİD’e karşı bir arada süren Batı ve Rusya kampanyasından kazançlı çıktı çünkü bu kampanya El Kaide’nin hayatta kalmak ve gelişmek için parçalanmasına yolu açtı.

Dahası, JFS kendini açık bir şekilde El Kaide’den ayırarak düşmanları, yani Suriye’nin başındaki Beşar el Esad’ın Rus destekli rejimi ve ABD öncülüğündeki koalisyon nezdinde daha düşük bir profil tutturmaya çalıştı. Kendi etiketini değiştirme hamlesi ABD Hükümetini ikna etmekte başarısız oldu ancak bölgedeki terörist örgütlerin öne çıkan teorisyenlerinin belirttiği gibi, Washington hiçbir zaman hedef kitle değildi.

En baştan beri El Kaide’nin geniş kapsamlı kampanyasının temel çabası, şu an yönetimi altındaki bölgelerdeki yerel halkla yakın ilişkiler kurmaktı.

Son birkaç yıl içerisinde El Kaide, savaşçılarını ve kaynaklarını Suriye’ye kaydırıyor ve yavaşça yerel halk arasında destek buluyordu. JFS, politik ve asker hedeflere odaklanıyor ve yerel etki alanları oluşturup savaşçılarını kontrol ettikleri alanlara yerleştirmeye çalışıyor.

Örgütün adlandırmasında El Nusra’dan JFS’ye geçilmesi birkaç spesifik amaca hizmet ediyor. Bir olası sonuç; Suudi Arabistan, Türkiye ve Katar gibi ülkeler –sadece ismen dahi olsa- kendileri ile El Kaide arasına açıkça mesafe koymuş olan militanları silahlandırmada ve onlara yardım sağlamada şimdi daha rahat hissedebilir. Bilhassa Katar birkaç aydır böyle bir hamlenin gerekliliği hususunda uyarı yapıyordu.

Yeniden adlandırmanın bir diğer amacı da JFS’yi daha kapsayıcı; Esad rejimine karşı cephe almış birçok isyancı grupla savaşmak yerine onlarla işbirliğine açık bir örgüt olarak sunmak. IŞİD’e kıyasla JFS, yeni üyelerin örgüte katılması konusunda çok daha seçici, özellikle de 5 yıl önce iç savaş patlak verdiğinden beri Suriye’ye akan binlerce yabancı savaşçı hususunda. JFS yerel muhalefetin parçalarını bir araya getirerek de aktif cihadçı gruplar arasında kendisini en yüksek temsiliyete sahip ve en meşru alternatif olarak sunabiliyor.

Aynı ana örgütü El Kaide gibi JFS de uzun bir oyun oynuyor. Yeni ismi, kendisini bir El Kaide kuklasından ziyade Suriye halkının öncü kuvveti olarak resmetmesini sağlıyor.

İsim değişikliğinin ardında yatan bir başka bir motivasyon ise JFS’yi Esad karşıtı savaşçılardan oluşan, mevcut karma isyancı koalisyonuna entegre etmek. Eğer JFS kendisini muhalefetin arasına başarıyla entegre ederse bunun kısa ve uzun vadede ciddi neticeleri olacaktır. Öncelikle bu durum savaşı uzatabilir. Uzun vade de bu ortaklık, militanların aynı Hizbullah’ın yakınındaki Lübnan’da yaptığı gibi kalıcı güç olmaya özenmesine müsaade ederek politik bir meşruiyet kazanılmasının de önünü açabilir.

Daha teknoloji odaklı ve medyaya aşina IŞİD’e kıyasla El Kaide ve onun uzantısı JFS daha geleneksel ve “eski tip” bir cihad grubu. IŞİD’in Orta Doğu’daki bölgesel istikrara ciddi bir tehdit teşkil ettiğine ve Batı’yı vurma hususundaki niyetini ve kabiliyetini zaten gösterdiğine pek şüphe yok. Fakat daha büyük resme bakıldığında, El Kaide ve ona bağlı olanlar tedaviyi reddeden ve yayılmaya devam eden bir kansere benzerken IŞİD ona kıyasla tedaviye açık ve sınırlı etkisi olan bir enfeksiyon.

Batı, JFS ve onun ideolojik sempatizanlarının, Hizbullah’ın Lübnan’da yaptığına benzer bir şekilde, Suriye’de kendilerini tahkim etme çabalarının başarısızlıkla sonuçlanmasını sağlamak için elinden gelen her şeyi yapmalı. Bu da muhtemelen cihadçıları Suriye’deki isyancı muhalefetin daha ılımlı unsurlarından ayırmak ya da izole etmek için daha agresif yollara başvurmak anlamına geliyor. 
Esad’ın kalmasını veya gitmesini düşünmeksizin bu mesele, Suriye’deki krizi çözmek isteyen Batılı ülkelerin çok önemli hedefi olmalı."

Kaynak: Colin P. Clarke/ Cipher Brief- RAND Corporation

Deniz Baran Dünya Bülteni için çevirdi