Batıda yaşanacak bir sonraki dini uyanış İslami olabilir

Batıda yaşanacak bir sonraki dini uyanış İslami olabilir

Batıdaki din değiştirme savaşını İslam şu anda kazanıyor ve Batı dünyasındaki bir sonraki dini uyanışın İslami olacağına inanmak için çok iyi nedenler mevcut.
Mepa Haber Merkezi

Başkan ortaya atılarak, IŞİD’i “İslam dininin saptırılması” olarak tanımlamıştı. Graeme Wood tarafından uzun araştırmalar sonucunda “The Atlantic” dergisi için hazırlanan kapak hikayesi, grubun kendi destekçilerine göre IŞİD’in gayet İslami olduğunu söylüyor.

Ancak halen birçok kişi yöneltilen sorunun, sonsuz derecede karmaşık olduğunu belirtiyor. Bir şeyin İslami olup olmadığına karar verecek otoriteye kim sahip? Bu otoritenin kaynağı nedir ve bu otorite nasıl kabul görür?

Soru zor olmasına rağmen, Batıda daha da önemli hale gelecek çünkü Batı gitgide daha da İslami bir hal alıyor. Geçtiğimiz son birkaç on yılda milyonlarca Müslüman Avrupa’ya göç etti, milyonlarcası da yolda. ABD’deki sayılar daha küçük ancak ülkeye göç eden Müslümanların oranı son 20 yıldır artıyor. (Yapılan anketlere göre ABD’de yaklaşık olarak 2.75 milyon Müslüman yaşamaktadır ancak Amerikan-İslami İlişkiler Konseyi bu sayının iki katını iddia etmektedir.)

Tek mesele göç de değil. Fransız yazar Michel Houellebecq, “Soumission” isimli kitabında, çok abartılı bir şekilde 10 yıl içerisinde İslami bir kimlik üzerinden yeniden doğacak bir Fransa olacağı kehanetinde bulundu. Bununla birlikte, Batıdaki din değiştirme savaşını İslam şu anda kazanıyor ve Batı dünyasındaki bir sonraki dini uyanışın İslami olacağına inanmak için çok iyi nedenler mevcut.

İlk olarak, İslam nefes alan bir inanç sistemiyken şu anki Hristiyan kiliseleri ölüdür. İmamlar inandıklarını açıkça beyan ettikleri için manşet olurken, Hristiyan teologlar ve vaizler manşetlere ancak inançları hakkında duydukları şüpheleri veya artık inanmadıkları dini doktrinleri anlattıklarında konu olabiliyorlar. Bununla birlikte, İslam dünyası ekonomik olarak Batının gerisinde olmasına rağmen, İran’daki İslami bir yönetimin varlığı ve Orta Doğu’daki geniş çaplı Sünni uyanış, İslam’ı konuyla direkt alakalı bir inanç olarak ortaya koyuyor.

Avrupa’da İslam insanlara, dayanıklı ve kendinden emin bir inanç profili çiziyor. Büyüyen toplulukların ayaklarının her daim yere basmasını sağlayan çapa görevi gören camiler canlı ve hareketli. Kiliseler ise yorgun, boş, skandallarla dolu ve dayanıksız.

İslamcılığın en kötü hali bile bir engel teşkil etmiyor. İngiliz gazeteci Yvonne Ridley Taliban tarafından Afganistan’da kaçırılmasının ardından din değiştirerek Müslüman oldu ve İngiltere’deki Müslümanlar için çalışmalar yapmaya başladı. ABD’de 11 Eylül’den sonra din değiştirip Müslüman olanların sayısı arttı.

İslam ayrıca inananlarına sunduğu şeyler ile gurur duyar. Müslümanlar ilim öğrenmekten ve öğretmekten, hadislerden ve dinlerinin tarihinden bahsetmekten mutluluk duyarlar. İslam dini mensuplarına, popüler Batı kültürünün hayata dair sunduğu rehberlikten çok daha teselli edici, anlayışlı bir hayata bakış açısı sunar. Karşılaştırmak gerekirse, Batılı Hristiyanların çoğu kendi inançları hakkında çok az bilgi sahibidirler.

Hatta samimi Hristiyanlar dahi araştırdıklarında, İslam’ın her alanda geçerli olan kendini adamışlık ve birlik olgularına gıpta ederler. Bu dersi ben, Kahire sokaklarında akşam vakti ezan okunurken yürüdüğüm zaman yaşadığım tecrübeden öğrendim. Kadim name şehrin üzerine yükselir, ve sokak araları, hangi sosyal sınıftan olursa olsun, seccadelerini açıp, rükuya giden insanlarla dolar. Bazı dükkan sahipleri kısa bir süreliğine girişteki perdeyi kapatır. 8 milyonluk şehrin üzerine bir sessizlik çökerken, dini tam olarak yaşamayanlar belki yürümeye devam eder ancak ezan boyunca seslerini alçaltarak konuşurlar. Ezan bitince, dikkatli bakan birisi neredeyse bütün şehrin rahatlıktan derin bir oh çektiğini görür. Bu manzaradan ancak anlayışı kıt bir hayvan etkilenmez.

Hristiyanlar arasında bu derece geniş çaplı bir vicdani rahatlık, toplulukların kimliğine işleyen bir takva tamamıyla namevcuttur. Bahsedilen meseleye dair akla gelen tek Hristiyan manzarası, 80’lerde İrlanda’nın batısında yaşayanların arabayla mahalle kilisesinin önünden geçerken istavroz çıkarmasıdır. Ancak bu alışkanlık da artık öldü. Zaten şu anda yapmaya çalıştığım aslında, bozuk bir musluktan su damlamasını, canlı bir nehrin gürlemesiyle karşılaştırmaya çalışmaktan ibaret.

Hristiyanlık için teolojik tartışmalar ve tutuculuk ile inananların ahlaki hayatlarının düzene sokulması önceliklidir. Dinin meydanlara çıkıp halkın arasına karışması, hem öğretiler (benim krallığım bu dünyadan değildir) hem de tarih tarafından kısıtlanan bir şeydir. Kilise ve devletin ayrılması ve yüzyıllar boyu süren laiklik, Hristiyanlık akidevi manada sanki sadece kendine özel bir küre içinde yaşanıyormuş izlenimi verdirir. Hristiyanlar, kilisenin sadece kişisel bir arayış olduğu fikrini önemli derecede içselleştirmişlerdir.

Ancak, büyük sosyal, siyasi ve ahlaki konular halk seviyesinde tartışılır. Çevrecilik, feminizm, ırkçılık karşıtlığı ve sosyal reform hareketlerinin tüm ayrıntıları kendilerini kişilere özel kurumlara kapatmaz, bir adım öne çıkıp halkın içine karışarak reform talep eder. İslam bu tür düşünce tarzıyla uyumludur. İslam, halkın arasına fikirler sokabilmek için “doğal kanunlar” gibi entelektüel kılıklar icat etmeye gerek duymaz.

İslam’ın sık sık siyaseti, dinin alt kümesi olarak gördüğünü söylemek daha doğru olabilir. İslam’ın entelektüel açıdan ana projesi teoloji değil, gerektiğinde içtihatlar üretmek, toplum içerisinde her alanda doğru davranmak ve ümmet içinde doğru yönetimi sağlamaktır. Ahlaki ve siyasi reformların bulanık olması bakımından, olası bir Hristiyanlık sonrası kültür gelecekte gitgide daha çok İslam öncesi kültüre benzemektedir.

Bu yüzden bir şeyin İslami olup olmadığı sorusu karşımıza daha sık çıkmaya başlayacak. İslam ümmeti, Hristiyan Kilisesiyle kurumsallık bakımından karşılaştırılabilir değildir. İslam’ın halka bakış açısı ve inananların toplum hayatı içindeki rolünün tanımı, Hristiyanlıktan ve Batılı laiklikten farklıdır. İslam’a saygı duymak işte bu farkı itiraf etmek demektir.

İslam gelecekte Batıda açık bir rol oynayacak, bu da bizlerin İslam’ın metinlerine, otorite kaynaklarına ve farklı yorumlanmasıyla oluşan geleneklerine belli bir seviyede aşina olmamız gerektiği anlamına geliyor. Hristiyan kiliselerini kurumsal seviyede nasıl eleştiriyorsak, İslam’ı da aynı şekilde eleştirmek için konularla alakalı yeterli malumat elde etmek zorunda kalabiliriz. Ve eğer bizler bu eleştirel yakınlığı ve rahatlığı yakalayamazsak, alternatif olarak elimizde her zaman “Soumission” da var. 

Michael Brendan'ın kaleme aldığı, The Week'te yayınlanan bu makale Mepa News okurları için tercüme edilmiştir.