Cihat yanlıları Suriye’de bir ateşkese neden karşı?

Cihat yanlıları Suriye’de bir ateşkese neden karşı?

Astana Görüşmeleri sonrası alınan kararlar Suriye'de muhalif gruplar arasında yeni bir krize neden olmuştu.
Mepa Haber Merkezi
Rasim Rızvan | Mepa News - Analiz

2011 yılında Beşar Esed rejimi karşıtı gösterilere sahne olan ve rejimin bu gösterilere yönelik saldırılarıyla bir iç savaşa doğru evrilen Suriye’de geçen yıllar bizi oldukça farklı bir noktaya götürmüş bulunuyor. Suriye’de yaşananlar ilk başta rejim ve muhalifleri arasında bir iç çatışma görünümünde iken Hizbullah, İran, Rusya, Türkiye, ABD gibi güç odaklarının ülkedeki savaşa ve siyasi anlaşmazlıklara müdahil oluşu, durumu öncelikle bölgesel, zamanla küresel bir çatışma haline getirdi. IŞİD’in geniş bir alanı kontrol etmesinin ardından, 2011 yılından 2015 yılının başlarına kadar dünya çapında oldukça kötü bir imajı olan rejim lideri Beşar Esed, Rusya’nın da ülkede ağırlığını artırmasıyla “IŞİD karşıtı mücadelenin önemli partnerlerinden biri” olarak lanse edilmeye başlandı. Uluslararası ve yerel medya kuruluşları ile siyasi erklerin, Suriye’de kendilerine yönelik bir tehdit olarak gördükleri muhtelif oluşumlara karşı “stabil bir devlet otoritesini” yeğlemesi, Beşar Esed’i Suriye’nin geleceği için bir alternatif, hatta kimilerine göre yegane seçenek olarak tekrar parlatmış vaziyette.

IŞİD’in Suriye ve Irak’ta varlığını kuvvetlendirmesi, Kuzey Suriye’de cihat yanlısı grupların güç kazanması, PKK’ya bağlı güçlerin Afrin’den Haseke’ye kadar geniş bir varlık göstermesi ve askeri gücünü günden güne artırması gibi etkenler, birbirinden farklı güç odaklarını Suriye’de Beşar Esed ile muhalifler arasında uzlaşma ve geçiş sürecine dair anlaşmaya itmiş durumda. Kimilerine göre Suriye’de her şey bitmiş, Beşar Esed kazanmış gözükse de, ülke ve bölge yıllardır oldukça kaygan bir zemine oturduğunu defalarca kanıtlamışken, böyle bir yargıya varmak için henüz erken olduğu söylenebilir. Ancak uluslararası kamuoyu ve güç odaklarının, Suriye’de savaşı sona erdirmeyi amaçlayan girişimlerinin daha önce hiçbir zaman bugünkü kadar güçlü ve gerçekleşmeye yakın olmadığı da bir gerçek. Rusya, Türkiye ve İran’ın öncülük ettiği Astana süreci, şimdiye dek muhalif unsurların en kapsamlı şekilde teveccüh gösterdiği ateşkes süreci olarak dikkat çekiyor. Suriye’de rejime karşı savaşan muhalif gruplar arasında, rejimle ateşkes sürecine tamamen karşı olan grupların ise genel olarak tek bir ortak noktası bulunuyor; küresel cihat vizyonu.



Ebu Muhammed el Cevlani

Bölgede Tahriru’ş Şam’ın başı çektiği cihat yanlısı grupların böylesi bir ateşkes sürecine, savaşın başladığı yıllardan bu yana şiddetle karşı durduğu biliniyor. Grubun askeri lideri olan ve geçtiğimiz gün grup lideri Ebu Cabir’in istifası sonrası geçici olarak liderlik pozisyonuna yükselen Ebu Muhammed el Cevlani, Nusra Cephesi’nin lideri olduğu zamanlarda da kendisine ateşkes girişimleri ile alakalı sorular sorulduğunda Bosna Savaşı’nı bitiren Dayton Anlaşması’na atıf yapmıştı. Cevlani kendisiyle 2014 yılında gerçekleştirilen röportajda şu ifadeleri kullanmıştı: “Doğal olarak da Esed rejimi kendi nüfuzunda olan bu bölgelerde kontrolü tekrar ele geçirmeye koyulacak ve cihad cemaatlerinin çoklukla bulunduğu bölgelerde var olarak zayıflıktan ellerinden geldiğince faydalanmaya çalışacak, umduklarını bulmaya çabalayacaktır. Eğer durum bu şekilde devam ederse Bosna’da gerçekleşen savaşın bittiğini ilan eden Dayton Antlaşması gibi bir antlaşma ile savaşın bittiğini ve durdurulduğunu ilan edeceklerdir. Belki de aynı antlaşmayı Şam sahasında yapmayı ve savaş halini böyle sonlandırarak geçici hükümetle rejim hükümetini, rejimi asıl hâkim olacak şekilde birleştirmeyi düşünüyorlardır. Çünkü rejim onların gözünde, 40 yıllık ülke yönetiminde sahip olduğu tecrübe sebebiyle ülkeyi denetlemek için daha uygun ve daha yeterlidir. Özellikle de geçici hükümetin kurulması ve bölgede bazı görevleri yerine getirmesi sırasında gösterdiği zayıflık ve sürekli yaşadığı başarısızlık karşısında rejim Batılılar için daha güvenilir olmuştur.”


Dayton Anlaşması imzalandıktan sonra

Görüldüğü gibi, şu an Tahriru’ş Şam çatısı altında genel itibariyle toplanmış bulunan cihat yanlıları ve yabancı savaşçılardan oluşan müttefikleri, ülkede imzalanacak bir ateşkes anlaşması ve geçiş sürecine en ciddi muhalefet cephesini teşkil ediyor. Bu noktada, ateşkes anlaşması ve geçiş sürecine karşı bu şiddetli muhalefetin nedenini ele almak gerekiyor. Cihat yanlıları Suriye’de böyle bir girişime neden karşı duruyor?

1. Cihat Yanlılarının Tarihi Arkaplanından Gelen Sebepler

Küresel cihat yanlılarının modern tarihte isimlerini ağırlıklı olarak duyurmaya başladıkları 1970’li yılların sonlarından bu yana özdeşleştikleri belli başlı coğrafyalar bulunmakta. Bunlar arasında Afganistan, Pakistan, Çeçenistan, Irak, Bosna gibi bölgelerin ön plana çıktığını söylemek mümkün. Cihat yanlılarının Suriye sahnesindeki faaliyetlerini, bu coğrafyalardan ayrı değerlendirebilmek ise oldukça zor. Suriye’de muhaliflerin saflarında savaşan ve birçoğu Esed rejimine karşı başlatılan savaşta oldukça önemli rol oynayan cihat yanlısı bazı isimlerin farklı çatışma alanlarında da bulundukları biliniyor. Özellikle Irak ve Afganistan’da cihat yanlısı gruplar içerisinde bulunmuş birçok isim Suriye’ye giderek savaşa katıldı.

Tahriru’ş Şam lideri Cevlani’nin 2014 yılındaki röportajda altını çizdiği Dayton Anlaşması, Suriyeli muhalifler için önemli bir örneklik. Balkan uzmanları tarafından şimdilerde “Bosna’ya giydirilen deli gömleği” olarak nitelendirilen anlaşma, yoğun bir savaşa sahne olan Bosna’da savaşın acılarını dindirse de Bosna’nın elini kolunu bağlamak için imzalanan bir anlaşma olduğu genel kabulünden öteye geçemedi. Bosna’ya giden ve savaşta etkin bir rol oynayan cihat yanlılarının bu anlaşmaya bakışı da incelenmeye değerdir.
Cihat yanlıları Dayton Anlaşması’yla Bosna’da savaşın kaybedildiğini, bölgedeki Müslümanların herhangi bir güce sahip olmaktan uzak tutulduğunu ve kurulan devletin tamamıyla dünya sistemine entegre olacağını öne sürmekteydi. Bölgedeki savaşa iştirak etmiş yabancı cihat yanlılarının büyük çoğunluğu, Dayon Anlaşması sonrası yaşanan sürece uzaktan da olsa tanık oldu. Savaş suçlularının cezasız kalması, Bosna hükümetinde Müslümanların kısıtlı bir iktidara sahip olması, cihat yanlılarında uluslararası kamuoyu tarafından desteklenen ateşkes ve barış girişimlerine dair tarihi bir hafıza oluşturdu.

2. “Devrime Neden Başladık?” Sorusu

Cihat yanlılarının rejime karşı düzenledikleri saldırılara “Astana sürecine karşı bir sabotaj” ifadesiyle karşı çıkarak ateşkes girişimlerini savunanlara karşı en büyük argümanlarından biri de bu soru. 



Ateşkesi reddeden kesim, rejime karşı düzenlenen saldırıların “sabotaj” olarak nitelenmesinin, rejime karşı ilk olarak silahlı saldırıların düzenlenmesiyle çeliştiğini ifade ediyor. Buna göre rejimin ve Rusya’nın tahrik edildiği iddiası ölçü kabul edilirse, rejime karşı ilk tahrik düzenlenen gösterilerle başlamış oluyor. Cihat yanlıları, ateşkes ve geçiş süreci isteyen kesime “öyleyse devrime niçin başladık?” sorusunu yöneltiyor.

3. Yabancı Savaşçılar

Suriye’de savaşın başlangıcından bu yana İslam coğrafyasının birçok bölgesinden binlerce savaşçı, muhaliflerin safında Beşar Esed rejimine karşı savaşmak üzere ülkeye gitti. Büyük bir kısmı Arap ülkelerinden ve Türki cumhuriyetlerden gelen bu savaşçıların bir kısmı bağımsız gruplar teşkil ederken bir kısmı da mevcut gruplara katıldı. 2013 sonbaharından itibaren IŞİD ile muhalifler arasında başlayan çatışmalarda yabancı savaşçıların önemli bir bölümü IŞİD’e katılsa da, hala muhaliflerin safında ‘muhacir’ adı verilen geniş bir savaşçı kitlesi bulunmaktadır.

Suriye’de ateşkes ve geçiş sürecine dair konuşmalar gündeme geldiğinde her zaman yabancı savaşçıların durumu da tartışmaya açılıyor. Savaşın nihayete ermesinin ardından yabancı muhalif savaşçıların statüsünün ne olacağı büyük bir mesele olarak ortada duruyor. Bu konu genel itibarıyla cihat yanlısı muhalif gruplar ile ateşkes taraftarı muhalif gruplar arasında belki de keskin bir ayrım bulunmayan ender konulardan biri. Zira taraflar yabancı savaşçıların ülkeden çıkarılmasına şiddetle karşı duruyor.

Özellikle cihat yanlısı Suriyeli muhalifler, yabancı savaşçıların Suriyelilerden ayrı tutulmaması gerektiğini savunuyor. Yabancı savaşçıların ülkeden çıkarılmaya çalışılması, ülkelerine iade edilmesi gibi konulara şiddetle karşı duran cihat yanlıları birçok defa “yabancı savaşçıları çıkarmak isteyenlere karşı savaşacaklarını” ortaya koydu. Suriye’de ciddi bir güç teşkil eden yabancı savaşçılar meselesi geleceğe dair en ciddi meselelerden. Türkistan, Özbekistan, Kafkasya, Suudi Arabistan, Kuzey Afrika, Türkiye gibi ülkelerden gelen yabancı savaşçıların sahadaki ağırlığı oldukça fazla ve yerel bir himaye olmasa bile kendi başlarına ateşkese karşı duracakları düşünülüyor. Zira bu savaşçıların bölgeyi terk etmeleri talep edilirse gitmelerinin mümkün olduğu bir rota bulunmuyor. Cihat yanlılarının dünyadaki diğer bölgelerde bulundukları coğrafyayı tert etmek durumunda kaldıklarında genellikle bir yolları bulunmaktaydı. Bosna, Çeçenistan, Afganistan gibi bölgelerde yabancı savaşçıların bu ülkelerden çıkabildiği gözlenmişti. Ancak Suriye’de böyle bir şeyin mümkün olup olmayacağı ciddi bir soru işareti.


Suriye'de faailiyet gösteren Özbek cihat grubu Tevhid ve Cihat üyeleri

Tahriru’ş Şam’ın başı çektiği cihat yanlısı grupların yabancı savaşçılara sırt çevirmeyeceği düşünüldüğünde, bu sorunun ateşkese karşı çıkmalarında önemli bir rol oynadığını söylemek güç değil.

4. Rusya ve İran’a Karşı Güven Sorunu

Bölgede bulunan cihat yanlısı grupların ateşkese karşı hararetli muhalefetinin temel sebeplerinden biri de Rusya’ya ve İran’a güvenilmemesi. Özellikle Tahriru’ş Şam taraftarı bazı isimler, ateşkes girişimini “devrimi oyalama, kuşatma ve boğma planı” olarak niteliyor. Buna göre ateşkes sürecinin başlatılmasının kısa ve uzun vadede iki nedeni var. Kısa vadedeki nedenin, IŞİD ve muhaliflere karşı savaşan İran ve Rusya’nın aynı anda çok sayıda cephede savaşı sürdüremeyecek olması nedeniyle muhaliflere karşı olan cepheleri dondurma isteği olduğu öne sürülürken uzun vadedeki nedenin ise Rusya ve İran’ın muhaliflerin elindeki bölgeleri kuşatarak ele geçirme planı olduğu ifade ediliyor.

Bu bağlamda muhalif güçlerin Rusya ve İran’a duyduğu güvenin neredeyse sıfır olduğu söylenebilir. Astana görüşmeleri kapsamında Rusya’ya hedef almaması için hastanelerin ve Astana taraftarı muhalif grupların koordinatlarının verildiği ve Rusya’nın bu bölgeleri kasıtlı olarak savaş uçaklarıyla vurduğu haberleri gündeme oturmuştu. Rusya’nın gerçekleştirdiği bu hamlenin, muhalif saflarda Rusya ve İran’ın garantörlüğündeki bir ateşkese cihat yanlılarınca oldukça soğuk bakılmasına neden olan sebeplerden biri olduğu söylenebilir. Cihat yanlıları, Rusya ve İran’ın yıllarca Suriye halkını bombalayarak öldüren güçler olduğunu ve bir ateşkeste garantör olarak yer almalarının beklenemeyeceğini, dahası bu iki ülkeye ateşkes konusunda güvenilemeyeceğini sıklıkla dile getiriyor.


Suriye'de savaşan İran destekli Şii milisler

Rusya ve İran’ın taraf olduğu ateşkeslere güvenilmemesi gerektiği tezi, cihat yanlılarının yalnızca Suriye sahnesinden devşirdiği bir tez olarak görülmemeli. Cihat yanlısı güçlerle İran ve Rusya arasında Afganistan, Çeçenistan, Irak gibi birçok bölgede kökleri geçmiş yıllara dayanan uzun süreli çatışmalar yaşandı. Cihat yanlıları, Rusya ve İran’ın bu bölgelerdeki siyasi ve askeri hamlelerini de kendilerini ve kendilerine destek veren halkları aldatma girişimleri olarak görmekteydi. Bu bölgelerde de Rusya ve İran’ın, günlük siyasi-diplomatik hamlelerin ötesinde, cihat yanlısı rakiplerini boğmaktan başka bir amaç taşımadığını ve sürekli bu amaç için adımlar attığını savunan cihat yanlısı grupların bu konuda da ateşkes karşıtı bir hafızası olduğu söylenmelidir.  İran’ın Sünnilere karşı- sivilleri de kapsayacak- bir ontolojik-mezhebi bir düşmanlık beslemesi ve bölge halkını tamamen imhaya yönelmesi de buna bir gerekçe olarak sayılabilir.

5. Cihat Yanlısı Düşüncenin Dini Sebepleri

Cihat yanlısı grupların savaşa devam etme ve düşmanlarıyla ateşkese yanaşmama hususunda dini referanslara sarıldığı yadsınamaz bir gerçek. Ancak ateşkes mefhumunun bir siyasi tercih olduğu ve cihat yanlılarının savaşın doğası içinde meşru olarak bu yolu yok saymadıkları biliniyor. Tahriru'ş Şam lideri Cevlani, Şubat ayında yaptığı bir açıklamada  "Cihadın birçok yöntemi var. Gün gelir operasyonlar ile, gün gelir şehadet saldırıları ile, gün gelir hiç beklemedikleri anda akıncılarımız ile, gün de gelir teknolojimiz veya fikilerimiz-siyasetimizle oyunları bozarız" ifadelerini kullanmıştı. Bu açıklama cihat yanlılarının 'masayı devirmediğini', ancak o masada eli güçlü ve bağımsız bir şekilde var olmak istediğini göstermektedir.

Cihat grupları askeri olarak belirli bir güce erişip, siyaseten ellerinin güçlü olduğu bir pozisyonda olmak istemektedirler. Ancak sürecin 'rejimin ve Rusya'nın talep ettiği zaman ateşkes, onlar savaşmak istediği zaman savaş' şeklinde ilerlemesi, uluslararası arenadaki muhalif heyetin tartışmalı temsil gücü ve bağımsız hareket edememesi alınan kararların meşruiyetini de zedelemektedir. 

Tahriru'ş Şam'ın ileri gelen isimlerinden biri olan Hüsam eş Şafi, Ocak ayında yaptığı açıklamada, "Bizler siyasi çözüme karşı değiliz. Bizim bu gün yürütmüş olduğumuz cihadımız, siyasi bir çözüme ulaşmamız içindir. Kanları koruyacak, hakları sahiplerine verecek ve Müslümanlara şeriatın gölgesi altında şerefli ve izzetli bir yaşam sunacak bir çözüm." demişti. 

Ateşkes anlaşmalarına karşı verilen beyanatlarda 'bu anlaşmaların İslam ümmetini daha zayıf kılacağı vurgusu' önplana çıkıyor. Savaşlarının, Esed rejimine karşı mücadelelerinin temeline İslami argümanları oturtan cihat yanlıları, “zaferi ancak Allah’ın emirlerine bağlı kalıp cihada devam ederek” kazanabileceklerini savunuyor. Bu nedenle de meşru olmayan bir düzlemde bir ateşkes anlaşmasını 'taviz' olarak kategorilendiriyorlar. 

Cihat yanlılarının büyük bir çoğunluğu da, ateşkes sonrası geçiş sürecinde ve sonrasında uluslararası sistemin bölgede İslam hukukunun uygulanmasına müsade etmeyeceğini düşünüyor. Bu konuda cihat yanlılarının genel görüşünü belirten bir açıklama, ekolün önde gelen isimlerinden biri olan Sami el Ureydi’den gelmişti. Ureydi, “Bizler silahlarımızı Nusayri mücrim bir tağutu kaldırdıktan sonra yerine pislik ve laik bir tağut gelsin diye kuşanmadık” sözleriyle  cihat yanlılarının geçiş sürecine dair tavrını genel hatlarıyla ortaya koymuştu.

Gerek ideolojik, gerek siyasi sebepler ve çıkarlar nedeniyle ABD, Rusya, İran, Esed rejimi, Suudi Arabistan, Ürdün, Fransa, İngiltere gibi ülkelerin bölgede bağımsız, Sünni İslami bir gücün yükselişine kesinlikle karşı duracağı söylenebilir. Bu nedenle ortaya konulan ateşkes girişimlerinde öngörülen geçiş süreçlerinden hiçbirinde, cihat yanlılarının hoşlanmayacağı şekilde, şeriatın uygulanması talebine tam manada yer verilmemiştir ve yüksek ihtimalle verilmeyecektir. Cihat yanlıları kaderin seyrini ancak gücü ellerine alarak değiştirebileceklerini düşünmektedir, aksi durumda Rusya ve İran'ın çizdiği yolda yürümeye mahkum edileceklerdir.

6. Cihat Yanlısı Düşüncenin Siyasi Sebepleri

Suriye’de ve dünyanın diğer bölgelerinde varlık gösteren cihat yanlısı oluşumların, yerel ve bölgesel siyasi planlarının olduğu bilinmektedir. Genellikle Birleşmiş Milletler tarafından öngörülen siyasi sistemle ve uluslararası teamüllerle zıtlık gösteren, hatta bundan da öte savaş halinde olan bu siyasi planların gerçekleşmesinin, uluslararası kamuoyunun gözetimindeki bir ateşkes vesilesiyle vuku bulması elbette düşünülemez. Bu sebeple cihat yanlılarının siyasi emellerine ulaşmaları için, ellerinin güçsüz olduğu bir ateşkesten faydalanmaları olanaksızdır. Cihat yanlıları için, savaş sahasındaki bir zaferden yahut şartlarını hiçbir dış etken olmaksızın kendilerinin koyduğu bir ateşkesten başka hiçbir yol siyasi amaçlarını başarmaya çıkmayacaktır.


Astana Görüşmeleri

Bir önceki maddede bahsedildiği gibi, İslam hukukunun uygulanması da siyasi bir sebeptir ancak cihat yanlılarındaki yansıması daha çok dini ağırlıklıdır. Bazı sebepler ise yine dini temelli olsalar da zamanla siyasi birer mesele hüviyetine bürünmüşlerdir.

Cihat yanlılarının savaşın başlarından bu yana öne sürdüğü en temel sebep, birleşik bir Suriye. Suriye’nin bölünmesine razı olmaaycaklarını defalarca dile getiren cihat yanlısı gruplar yalnızca görece zayıf oldukları bu dönemde değil, güçlerinin doruğunda bulundukları yıllarda da bölünmeyi ve parçalanmış bir Suriye’yi öngören ateşkes planlarına karşı duracaklarını belirtmişlerdi. Ancak cihat yanlıları birleşik bir Suriye için rejimle uzlaşmayı da şiddetle reddediyor. Rejimin herhangi bir unsurunun yeni dönemde siyasi arenada var olmasına şiddetle karşı çıkan Suriyeli cihat yanlıları bu konuda da cihat yanlısı tecrübenin diğer bölgelerinden edinilen hafızaya başvurması mümkün. Irak ve Afganistan başta olmak üzere birçok bölgede önceki dönemlere ait siyasi kalıntıların yeni siyasi arenaya entegre olması, zamanla rejim karşıtı blokların saflığını yitirmesine ve yozlaşmasına giden yolu açmıştı.

Cihat yanlıları tarafından savunulunan diğer bir mesele de bölgedeki diğer rejimler ve İsrail’in varlığı. Cihat yanlısı grupların bölgede İran ve İran destekli güç odaklarına, Suudi Arabistan, Ürdün ve Mısır gibi rejimlere ve İsrail’in varlığına şiddetle karşı durduğu biliniyor. Şayet Suriye’de başarıya ulaşırlarsa cihat yanlılarının bu aşamada durmayacakları konusunda neredeyse bir fikir birliği bulunuyor. Cihat yanlısı gruplar ve kişiler için bu en temel siyasi varlık sebeplerinden birisi ve bu amacın da bir ateşkes ve geçiş süreci sonucu elde edilemeyeceği oldukça açık.

Bağımsız bir ülke talebi, yalnızca cihat yanlıları ve diğer muhalif gruplar tarafından değil, Ortadoğu’daki neredeyse her ideolojik ve dini kesim tarafından bayraklaştırılan bir talep. Bu talebin neticesini elde etmek hususundaki farklılık, birbirinden farklı kesimleri yelpazenin farklı kesimlerine yerleştiriyor. Cihat yanlıları, tamamıyla bağımsız ve kendi kendine yeten, üreten ve halkına belirli bir refah düzeyini sağlayabilen bir ülke için uzlaşının bir yöntem olmadığını dillendiriyor. Buna göre böylesi bir bağımsız devlet ancak silahlı mücadeleyle ve şartları kendileri tarafından konulan bir uzlaşıyla mümkün. Bu da onları Rusya ve İran’ın öngördüğü bir ateşkes girişiminden uzak tutmaya itiyor.
Astana sürecinde cihat yanlısı muhalif gruplarla ateşkesi savunan muhalif gruplar arasında belki de en büyük tartışma, Rusya’nın hava saldırılarının şiddetlenmesi ve ateşkesin artık insani bir gereklilik olduğu, buna karşı çıkılmaması gerektiği konusundaydı. Gerçekten de Suriye’de siviller, Rusya’nın hava saldırıları neticesinde ciddi darbeler almış durumda ve bu vaziyetin devamı pek de mümkün görünmüyor. Bu sorun, cihat yanlıları üzerindeki en büyük baskı unsurlarından biri. Her ne kadar cihat yanlıları bu konuda baskının, sivilleri bombalayan Rusya üzerine yapılması gerektiğini savunuyor olsa da, bu söylem muarızlarının argümanlarını çürütmeye yetecek kadar reel bir söylem değil. Zira uluslararası kamuoyu Rusya’ya ses çıkarmak bir yana, bu bombardımanları gündemine bile almıyor. Küresel medyada sivil kayıpları artık kendine ciddi bir yer bulamıyor, bundan da öte, rejim ve Rusya’nın savaşın başından bu yana sivillere karşı düzenlediği saldırılara ilişkin kayıtlar, başta YouTube olmak üzere internet aleminden bir bir kaldırılmakta. Bu düzlemde cihat yanlılarının “baskı Rusya’ya olmalı” söyleminin gerçekleşmesi mümkün gözükmüyor. Yine de cihat yanlıları, ateşkesin sadece bir ateşkesle kalmayacağı, siyasi bir sürecin ateşkesi takip edeceği ve muhaliflerin bu süreçle tamamen yok edilerek ülkenin Esed rejimine teslim edileceği görüşünü paylaşıyor. Cihat yanlıları, ölümlerin sürekli bir yenilgi ve yok oluştan daha katlanılabilir olduğunu belirtiyor. Zira onlara göre, bu süreç sonunda Suriye tamamen muhalif unsurlardan alınacak ve Esed rejimine teslim edilecek, bu da savaşın başından bu yana hayatını kaybeden yaklaşık 1 milyon insanın kanının boşa gitmesi anlamını taşıyor.

7. Genel Siyasi ve Stratejik Sebepler

Cihat yanlılarının Suriye’de ateşkesi ve geçiş sürecinin reddederken birçok hususi sebebi olduğu gibi, bu tutuma giden yolda genel siyasetten, siyasi ve askeri stratejiden kaynaklı birtakım sebepleri de bulunuyor. Yerel, bölgesel ve küresel güçler için adeta bir siyasi ve askeri satranca dönüşen Suriye sahasındaki önemli aktörlerden olan cihat yanlılarının stratejik sebeplerini inceleme konusu yapmamak, ateşkese neden karşı durduklarına dair birçok noktayı gözden kaçırmamıza sebep olacaktır.

Öncelikle, cihat yanlılarından büyük bir kısmın gerek dini, gerek askeri ve stratejik sebeplere dayanarak Suriye’de oyunun bitmediğini düşündüğü bir gerçek. Başını Tahriru’ş Şam’ın çektiği cihat yanlısı gruplar ve sahada onların yanında bulunan bazı diğer muhalif bileşenler, nihayetinde rejimle uzlaşıyı öngören ateşkes sürecine dahil olmaktan kaçınıyor ve rejime karşı halen askeri güç kullanımın geçerli tek yol olduğunu savunuyor. Her ne kadar rejim muhalifi güçler amaçlarına ulaşabilmek için öncelikle Rusya ve İran’ın, ardından da ABD’nin oluşturduğu bloğun askeri gücünü aşmak zorunda olsa da, halen sahada “kendilerine düşenleri” yaptıkları takdirde belirli bir başarıya ulaşabilme ihtimalleri bulunuyor. Cihat yanlıları, sahadaki tüm muhalif unsurlara rejime karşı savaşa ilk başladıkları an ellerinde bulunan imkanların şimdiye göre oldukça az olmasına rağmen başarılı olunduğu gerçeğini defaatle anımsatıyor. Gerçek şu ki, savaşın 7. yılına girdiği şu an içerisinde muhaliflerin askeri güçleri, dünyadaki cihat yanlısı tecrübenin hiç erişemediği derecede yüksek. Muhaliflerin askeri kapasitesi, dünya üzerindeki rejim karşıtı mücadeleler, iç savaşlar ve askeri işgallere karşı halk direnişleri tarihi göz önüne alındığında önemli bir yere sahip. Evet, muhaliflerin Rusya ve ABD’nin askeri kapasitesi ile baş edebilmesi, özellikle ezici hava üstünlüğüne karşı tutunabilmesi zor gözüküyor ancak savaş sahasındaki ve dünyadaki dinamiklerin savaş devam ederken aynı kalmayacağı da göz önüne alınmalı. Bu bağlamda cihat yanlıları ülkenin dört bir tarafında tüm cephelerin uyandırılması ve muhalif unsurların askeri ve stratejik olarak üzerine düşeni yapması gerektiği görüşünde birleşmiş vaziyette. Şayet ülkenin kuzeyinde Kürt ve Türkmen Dağları’ndan Gab Ovası’nın batısına, Gab Ovası güneyinden Hama kırsalına, Badiye bölgesinden Halep kırsalına uzanan oldukça geniş bir cephe hattı mevcut. Aynı zamanda ülkenin güneyindeki Dera’a ve Kuneytra’da da uzun süredir ciddi bir faaliyet göstermeyen cepheler bulunuyor ve bu bölgede muhaliflerin gücü hiç de az değil. Öte yandan ülkenin doğusunda IŞİD’in elinde kalan bölgelerle de uğraşmak durumunda olan Esed rejimi, İran ve Rusya ittifakı, bu hatta da bilhassa örgütün son saldırılarıyla ciddi kayıplar veriyor. Tüm bunlar göz önüne alındığında ülke çapında tüm cephelerin aktif hale gelmesi ve muhalif güçlerin saldırıya geçmesi, Rusya-İran ittifakının askeri kapasitesini bölmesine ve birden çok cephede savaşı sürdürmesi zor olan rejimin ciddi bir darbe almasına yol açacaktır. Bu anlamda cihat yanlısı güçler, ülke çapında tüm muhalif unsurların birleşerek harekete geçmesi için telkinlerde bulunuyor ve muhalif safları birleştirecek bir hükümet kurulması girişimi de Tahriru’ş Şam öncülüğünde sürüyor.

Suriye son durum haritası

Cihat yanlısı güçlerin ateşkese dair mesafeli olmasının stratejik nedenlerinden biri de rejimin muhaliflere karşı savaşın başından bu yana sürdürdüğü kuşatma ve tehcir politikası. Savaşın başından itibaren Derayya, Berze, Arsal gibi birçok bölgede, bilhassa başkent Şam ve çevresindeki mahalle ve ilçelerde rejim kuşatmalarla muhalifleri açlık ve hastalıktan ölümler baş gösterinceye kadar sıkıştırmış, daha sonra varılan anlaşmalarla bu bölgelerdeki muhalif unsurları İdlib’e göndererek bölgeleri ele geçirmişti. Halkın zorla tehcir ettirildiği bu bölgelere daha sonra rejim demografik değişim kastıyla Şii yahut Nusayri nüfusu, yahut kendisini destekleyen Sünni aileleri yerleştirmişti. Cihat yanlılarının ifadesine göre rejim, ateşkes bahanesiyle muhalifleri aldatıp ellerinde kalan bölgeleri ele geçirme niyetinde. Muhaliflerin elinde genel hatlarıyla şu bölgeler bulunuyor: Der’aa ve Kuneytra hattı, Doğu Guta, Humus kuzeyindeki hat, Cisr eş Şuğur-İdlib-Hama kırsalı-Halep kırsalı bölgesi. Humus kuzeyindeki hat ve Doğu Guta halihazırda rejimim kuşatması altındayken cihat yanlıları, Rusya’nın Ürdün ve Türkiye ile anlaşarak Dera’a ve İdlib bölgelerinde de bir rejim kuşatması oluşturmayı amaçladığını öne sürüyor. Rusya, İran ve Türkiye’nin garantörlüğünde varılan çatışmasızlık bölgeleri anlaşması, Astana’daki ateşkes ve geçiş sürecine dair görüşmelerin temeli niteliğindeydi. Fakat bu anlaşmaya rağmen Rusya, İran ve rejim muhaliflerin elindeki bölgelere, özellikle Hama ve İdlib kırsalları ile Doğu Guta’ya saldırılarını sürdürdü. Özellikle rejimin Doğu Guta’nın batısındaki Ayn Terma ve Cobar’ı ele geçirmek için düzenlediği taarruzlar çatışmasızlık bölgeleri anlaşmasına rağmen hiç hız kesmedi. Cihat yanlıları, bu ihlallerin geçici ihlaller değil, rejimin ateşkes kılıfında öne sürdüğü planın bir parçası olduğu görüşünde. Onların tezine göre rejim ve Rusya muhalifleri çatışmasızlık ve ateşkes planlarıyla oyalayarak saflarını bölecek, ellerinde kalan bölgelerin önemli kısmını ele geçirerek onları teslim olmaya, uzlaşan muhalifleri de rejimin gücünün korunacağı bir geçiş sürecine zorlayacak.

Ateşkes dönemi ve geçiş süreci başladığı takdirde bunun bir geri dönüşü olmayacağı düşüncesi de cihat yanlılarının şiddetli muhalefetinin temel sebeplerinden. Cihat yanlıları, eğer bir ateşkes süreci devreye girerse ve muhalifler devrimin başındaki taleplerinden taviz verirlerse bu taleplere tekrar bir dönüşün mümkün olmayacağı kanaatini taşıyor. Zira ateşkes süreci muhaliflerin kontrolündeki bölgelere rejimin ve Rusya’nın dahil olmasının, yahut Rusya’nın istekleri doğrultusunda hareket edecek güçlerin bu bölgelerde hareket imkanı bulmasının önünü açacak. Ateşkes kapsamında bazı bölgelere gözlemci sıfatıyla Rus askeri birliklerinin konuşlandırılması ve ateşkes güç kazandıkça bu birliklerinin sayısının artacağı düşüncesi, cihat yanlılarının bu savını destekler nitelikte. Cihat yanlılarının çabaları sonuçsuz kalır ve İdlib’i de kapsayan bir ateşkes yürürlüğe girerse, bölgede bulunan muhaliflerin belirli temel talepleri bile dillendirmekten uzak kalacağı ihtimali oldukça kuvvetli. Zira bölgede gerçekleşmesi öngörülen geçis sürecinin en büyük iki unsuru Rusya ve İran, bu iki unsur da savaşın başından bu yana Esed rejiminin en büyük destekçileri.

Rusya ve İran’ın en önemli rolü oynadığı geçiş süreci sonunda ortaya çıkacak olan yönetim, yine Rusya ve İran’ın siyasi çıkarları çerçevesinde şekillenmeye mahkum. Bu nedenle geçiş sürecine başlanırken bu iki ülkenin en büyük isteği, bölgede kendi planlarına muhalefet edecek herhangi bir unsurun barınmaması. Çoğunluğu cihat yanlılarından oluşan rejim karşıtı unsurların tasfiyesine çalışılmasının temel nedeni de bu. Bu tasfiye gerçekleştiği ve geçiş süreci başladığı takdirde, muhalifler savaşma gücünden arındırılarak tamamen siyasi pazarlıklara mahkum edilmiş olacak ve masadan kalkıp “savaşa devam ediyoruz” gibi bir seçeneği dillendirme ihtimali ortadan kalkacak. 



Cihat yanlısı unsurların genel siyasi ve askeri stratejisi, kalıcı bir ateşkese ve uzlaşıya dayalı bir geçiş sürecine karşı oluşlarındaki esas sebeplerden. Suriye’de sivil ölümlerinin günden güne artması, siviller için savaşın yükünün doruğa çıkması ve muhalif unsurlar tarafından zaferin olanaksız görünüyor olması cihat yanlıları tarafından daha farklı yorumlanıyor. Tahriru’ş Şam destekçilerinin başı çektiği cihat yanlılarının, sivillerin her gün onlarca kişi olacak şekilde öldürülmesine karşı ne yapacağı sorusu ateşkes ve geçiş süreci destekçilerinin en önemli argümanlarından biri. Ancak cihat yanlıları devrime bunların bilincinde olarak başladıkları ve ağır olsa da değişimin böyle bir bedeli gerektirdiği görüşünde. Nihai olarak cihat yanlılarının bu argümanı, rejime karşı savaşa başladıktan sonra bunun bir geri dönüşü olmadığı ve rejim düşene kadar savaşın sürmesi gerektiği noktasına varıyor. Onlara göre silahlı mücadeleye başlanmasıyla, gerek halkın, gerekse rejimin geldiği nokta nedeniyle uzlaşı ihtimali geride kalmış oldu ve rejimin muhaliflere karşı tutumu artık geri dönülemez bir noktaya geldi.

Sonuç

Suriye’de ateşkes ve geçiş süreci için geri sayımın devam ettiği ortamda, ateşkese karşı çıkan cihat yanlılarının da, ateşkes taraftarı olan diğer muhaliflerin de kendi tezlerini savunurken ortaya koyduğu argümanlar oldukça etkili. Ateşkesi savunan muhaliflerin sivil ölümleri ile ilgili ifadeleri ehemmiyet arz ederken cihat yanlılarının da Rusya ve İran’a güvenmek konusundaki savları ateşkes yolunda akıllara soru işaretleri düşürüyor. Suriye’de sahada dengelerin sık değiştiği ve geleceğe dair yapılan tahminlerin hedefi ıskalama kaderine mahkum olduğu gerçeği düşünüldüğünde, ileriye dönük uzun vadeli bir tahmin yapmak isabetli olmayacaktır. Ancak cihat yanlısı unsurların ateşkes ve geçiş sürecine Rusya ve İran’ın elinin yüksek olduğu, rejimin varlığının sürdüğü ve muhaliflerin taleplerinin gözardı edildiği bir düzlemde karşı duracağı söylenebilir. Tahriru’ş Şam’ın ciddi bir bölümünün ve yabancı savaşçılardan oluşan grupların geçiş sürecine kesinlikle iştirak etmeyeceği düşünüldüğünde, özellikle Suriye’nin kuzeyinde siyasi ve askeri hamlelerin ve gerginliğin dozu ilerleyen günlerde daha da artacak gibi görünüyor.
ETİKETLER