Mevdudi

Mevdudi

Müfessir, âlim, yazar.

1903 - 1979
Hindistan’daki Müslümanların kurtuluşu için verilen mücadelenin en önemli isimlerinden olan Mevdudi, İslam’ın bir hayat nizamı olduğunu, bilinçli bir hareket e metodla yaşayarak anlatmış, dinin bütün beşeri sistemlerden üstün olduğunu da hem telif ettiği eserlerle hem de yaptığı davet çalışmalarıyla aktarmıştır.

​Asıl adı Mevlana Ebu’l Ala olan Mevdudi, 25 Eylül 1903’te Hindistan’da Haydarabad eyaletinin Dekran şehrinde(Şimdi Pakistan’da) doğdu. Dedesi Hint yarımadasının etkin olan Çiştiye tarikatının meşhur şeyhlerindedi. Babası Seyid Ahmed Hasan 1903 yılında Delhi şehrine yerleşti. Ancak Mevdudi ailesi bundan 4 yıl sonra tekrar Dekran’a döndü. Mevdudi ilk derslerini ailesinden tahsil etti.

ÇOCUKLUK YILLARI VE İLK EĞİTİMİ

Mevdudi’nin ailesi tarafından bilinçli olarak İngiliz kültürünün öğretildiği resmi eğitim kurumlarına gönderilmediği bilinir. Bu süre zarfında özel öğretmenler tarafından yetiştirildi. Arapça, Farsça ve İngilizce’yi bu dönemde öğrendi. 

Mevdudi, 4 yaşında başlayan aile içi eğitiminde derslerine sabah namazından sonra başlar önce Kur’an-ı Kerin, ardından Arapça ve Farsça metin çalışmaları yapardı. Özel ağırlık ise okuma ve ezberden müteşekkil olan Kur’an dersleriydi.

Mevdudi, ‘Babam bana fazla bir servet bırakmamışsa da ondan bana kalan en kıymetli miras, almış olduğum ahlaki eğitim ve terbiyedir’ sözüyle ailesinin, kendi gelişimi üzerindeki etkisini vurgulamıştır.

GAZETECİLİK YILLARI VE İLK ESERLERİNİ TELİF ETMESİ

1920 yılında babasının vefat etmesiyle birlikte çalışma hayatına atıldı. Mevdudi, Bijnor şehrinde neşredilen Medine isimli dergide çalışmaya başladı. 17 yaşında Taç isimli gazetesinin müdürü oldu. Ardından Delhi’ye gelen Mevdudi, El Camiad gazetesini çıkardı. Camiad gazetesi  1920’li yılların Hindistan Müslümanları tarafından en sevilen gazetesi oldu.

Mevdudi 24 yaşına geldiğinde, ismini tüm Hindistan’da duyuracak olan İslam’da Cihad isimli kitabı telif etti. İhvan-ı Müslimin kurucusu Hasan El Benna, Arapça’ya çevrilen bu kitaptan etkilenmişti.

Yarılarına devam eden Mevdudi, İslam’da Cihad kitabından 4 yıl sonra da İslam’ın Anlaşılmasına Doğru’ isimli eseri kaleme aldı. Sene 1943’e geldiğinde Tefhimul Kur’an’ı yazmaya başlayan Mevdudi, takip eden yıllarda İslam nizamıyla ilgili 60’dan fazla kitap telif etmiştir.

Kitaplarında İslam nizamını her yönden ele alan Mevdudi, İslam’da cemiyet ve kadın haklarıyla ilgili olarak, ‘Kur’an açısında kadın’ ve Hicab kitaplarını, İslam iktisadıyla ilgili ‘Sud’ ve ‘Faiz’ kitaplarını, modern hayatın problemlerine karşı İslam’ın cevaplarıyla ‘Tenkihat’ kitabını, Urducu yazdığı son eserinde ise ‘Hilafet ve Saltanat’ kitabını telif etmiştir.
İlmi meseleleri, oldukça sade ve anlaşılabilir bir dille açıklayan Mevdudi, 1932 yılında Tercümanu’l Kur’an isimli bir de dergi çıkardı. Dergideki yazıların hedefi ise münevver Müslümanların İslami uyanışını sağlamaktı.

Tercümanu’l Kur’an’ın neşredildiği sıralarda Muhammed İkbal, Mevdudi’yi ziyaret etti ve ortak İslami çalışmalar yürütmek için Mevdudi’yi Lahor’a gelmeye ikna etti. Mevdudi ve İkbal İslam anayasası yapmak ve bunu tüm detaylarıyla izah etmek için çalışmalara başladılar. Ancak İkbal’in vefat etmesiyle bu çalışmalar yarım kaldı.

MEVDUDİ ve PAKISTAN'IN KURULMASI

Mevdudi Hindistanlı Müslümanları ikna etmek için çok gayretler sarf etmiştir. Onların Hindistan'dan ayrı bir olduğunu ve müstakil devletlerinin gerekliliğini defalarca söylemiştir. Hinduların Müslümanlara karşı sürdürdükleri zulümleri önlemek için kendi devletlerini kurmaların kaçınılmaz olduğunu vurgulamıştır. 
Pakistan, Hindistan'dan ayrılıp müstakil bir devlet olunca Mevdudi de Pakistan sınırında kalan Lahor kentine hicret etmiştir. Bu tarihten sonra da Pakistan anayasasının İslami esaslara dayanması ve hayatin her alanında İslami hükümlerin hakim olması yolunda tüm gayretlerini harcamıştır. Böyle İslami bir programı oluşturmak için ülkeyi bastan basa gezmeye başladı. Bu gezileri Pakistan'ın diğer ileri gelenleri tarafından bozgunculukla suçlandı ve 1948 de hapse atıldı. İdareciler Mevdudi’yi hapse atmayı başarmasına karşın Pakistan’da Allah'ın hükmünden başka hiç kimsenin hükmedemeyeceğini ilan etmeye mecbur oldular. Zira, Pakistan’ın Hindistan'dan ayrılarak müstakil bir devlet olmasının esas nedeni zaten bu idi. Mevdudi, 1950’li yıllarda serbest bırakıldı.

KADIYANİLİĞE KARŞI MÜCADELESI VE İDAMLA YARGILANMASI 

Hapishanede kalmış olması Mevdudi'nin azminden bir şey kırmamış, aksine daha güçlü bir iman ve kararlılıkla dışarı çıkmıştır. Arkasından da Pakistan'da İslami anayasanın yürürlüğe konmasını isteyen harekeri başlattı. Halk da bu hareketin yanında yer aldı. O günlerde Pencap eyaletinde halkın çoğunluğu Kadıyaniliğin İslam’dan ayrı bir azınlık olduğunun ilan edilmesini istiyordu. Fakat askeri idare bu isteğin iptalini talep etti. İşte tam bu esnada Mevdudi "Kadıyanilik Meselesi" adli kitabini yazdı.
Kitapta yazdığı kitabında askeriyenin bu iptal talebini reddediyor ve hükümetin bu konudaki siyasetini kınıyordu. Bundan dolayı 1953’te tekrar tutuklandı ve idama mahkum edildi. Mevdudi’nin ise idam kararına ilişkin şu konuşmayı yaptı:

"Eğer bu, Allah'ın bir iradesiyse büyük bir mutlulukla karşılıyorum. Bu bizim kavuşmayı arzuladığımız şehadettir. Ölüm şu anda benim için yazılmamış ise hiç endişe etmiyorum. Çünkü onların bu gayretleri beni hiç ilgilendirmiyor. Onlar bana en küçük bir zarar dahi veremezler."

İdam kararının İslam aleminde büyük tepki uyandırması, Pakistan hükümetini, idam kararını müebbet hapse çevirmeye zorladı. 

Daha sonra askeri kanunların yürürlükten kalkmasıyla birlikte Mevdudi de serbest bırakıldı. 1958 yılından itibaren Pakistan'da Eyyüp Han'ın devrinin başlamasıyla tekrar askeri yönetimi yürürlüğe girdi ve bütün siyasi parti/cemaatler de kapatıldı. Buna rağmen Mevdudi Cemaat-i İslami’yi tekrar kurmaya karar verdi.

Cemaat-i İslami çalışmalarının 1964 yılında doruk noktasına ulaşması üzerine hükümet yetkilileri cemaatin ileri gelenlerini tutukladı.  Ancak halkın büyük tepkisi karşısında tutuklamalardan vazgeçti.

MEVDUDİ VE PAKİSTAN-HİNDİSTAN ARASINDAKİ MÜCADELE

1965’te Hindistan’ın Pakistan'a saldırması üzerine Mevdudi, Pakistan'in savunulmasının tüm Müslümanlara farz-i ayin olduğunu, ülke müdafaasında düşmanı engellemek için çalışan herkesin mücahid olduğunu deklare etti. Hindistan Keşmir'e saldırdığında da Mevdudi aynı kesin tavrını muhafaza etti.

Mevdudi'nin cemaatteki liderliği aralıksız olarak 1972'ye kadar devam etti. Bu tarihlerde sağlık durumunun elverişsiz olmasından dolayı görevi Muhammed Tufeyl'e teslim etti. Ama Cemaati İslami için sürekli müracaat edilen bir lider olmayı sürdürdü. Bu mücadelesini de 22 Eylül 1979 da vefat edinceye kadar devam ettirdi.

MEVDUDİ'NİN PAKİSTAN DIŞI ÇALIŞMALARI

Mevdudi’nin çalışmaları sadece Pakistan'la sınırlı kalmamıştır. Aksine bütün İslam alemine yayılmıştır. Mevdudi, Filistin’i, Arap Yarımadası’nı ve Mısır’ı da ziyaret ederek, oralardaki İslami çalışmalar hakkında ileri gelenlerle fikir teatisinde bulunmuştur.

1961 yılında Medine-i Münevvere de İslam Cemaati’nin kuruluşu için kâmil bir program hazırlamıştır. Sonra kendi şahsi gücünü ve cemaatinin gücünü Filistin'in kurtuluşu için harcamıştır.

1966’da ise Mekke'de yapılan İslam ülkeleri toplantısında bu müessesenin bir kurucusu olarak büyük çalışmalar yapmıştır. Pakistan’ın kuruluşundan sonra, ‘Cemaat-i İslami’yi oluşturdu ve 1979 yılında vefatına kadar liderliğini yürüttü. 

Kaynak: Mepa News