Yavuz Sultan Selim

Yavuz Sultan Selim

9. Osmanlı padişahı, 74. İslam halifesi.

1470 - 1520
Osmanlı Sultanları arasında tarihe en fazla iz bırakanlardan biridir. Babası II. Bayezid, annesi ise bir Türk Beyliği olan Dulkadiroğulları Beyliğinden Gülbahar Hatun'dur. Yavuz, tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını sekiz yıl gibi kısa bir sürede 3 kata yakın büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış, Halifelik Abbasilerden Osmanlı Hanedanlığına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan ipek ve baharat yolunu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını bütünüyle kontrolü altına almıştır.
 
II. Bayezid’in 8 oğlu vardı. Bunlar, yaş sırasıyla; Abdullah, Şehenşah, Alemşah, Ahmed, Korkut, Selim, Mehmed ve Mahmud'dur. Ahmed, Korkut ve Selim dışındakiler babalarının sağlığında ölmüşlerdi. Selim Trabzon, Korkut Saruhan, Ahmed ise Amasya illerinde vali olarak görev yapıyordu. 

Selim, tahta babası II. Bayezid’e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır. Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta çıkmasını sağlamıştır. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, Eylül 1520'de Aslan Pençesi  denilen bir çıban yüzünden henüz 50 yaşında iken vefat etmiştir. 
Sert mizacından dolayı Yavuz ve şehzadeliğinden beri Selim Şah olarak anılan Sultan Selim, hicri 875/ Rumi 10 Eylül 1470 tarihinde babası Şehzade Bayezid’in sancak beyliği görevi nedeniyle bulunduğu Amasya'da dünyaya geldi. Osmanlı'nın, daha küçük yaşlarda devlet tecrübesi kazanması için şehzadeleri sancaklara gönderme geleneğince Şehzade Selim de Trabzon'a vali olarak atandı.
 
Trabzon'da Şehzade Abdullah'tan sonra, Trabzon Sancak beyi olan ikinci ve son şehzade Yavuz Sultan Selim’dir. Fatih Sultan Mehmed’in vefatı ile II. Bayezid Han, Osmanlı Devleti tahtına Padişah olarak geçtiği zaman, oğlu Şehzade Selim’i 886/1481 yılında Trabzon Sancak Beyi olarak tayin etmişti. Şehzade Selim, gemi ile Kefe’ye oğlu Süleyman'ın yanına gidişine kadar,  yaklaşık olarak 29 yıl, Trabzon’da valilik yapmıştır.  Valiliği sırasında devlet işleri yanında ilimle de uğraşmış ve âlim Mevlana Abdülhalim Efendinin derslerini takip etmiştir. Daha o zamanlarda Şehzade Selim, devletin bel kemiği olan Türkmenlerin devletten duyduğu memnuniyetsizliği ve Safevi Devleti'ne yönelmelerini fark etmiştir.  Türkmenleri devlete bağlamak için Şehzade Selim, İstanbul yönetiminden izin almadan Gürcüler üzerine sefer yapmış ve bu seferlerin en önemlisi olan Kütayis seferinde Kars, Erzurum, Artvin illeri ile birçok yeri fethederek Osmanlı topraklarına katmıştır. Hatta devlet töresine göre elde edilen ganimetin beşte birini beyt-ül mala katması gerekirken onu da mücahid Türkmenlere bırakmıştır.

Şehzade Selim bir yandan Trabzon valiliğini yaparken bir yandan da gözü Osmanlı tahtında idi. Fatih Kanunnamesine göre hükümdar olan şehzade diğer kardeşlerini öldürecekti; bunun için kardeşleri Korkut ve Ahmed'in hareketlerini yakından takip ediyordu. Saltanatı ele geçirmek için kardeşleri gibi o da hazırlık yapmış, kendi askerlerine ek olarak Kırım Hanı kuvvetlerinden de istifade etmiştir. 

Selim'in Osmanlı tahtına oturması sorunlu olmuştur. Babası Bayezid başta olmak üzere devlet erkânınca müstakbel padişah olarak görülen Şehzade Ahmed, Yavuz'un iktidarı ele geçirmesini hazmedememiştir. Ahmed, Konya'da hükümdarlığını ilan etmekle kalmamış, 19 Haziran 1512'de oğlu Alâeddin’i göndererek Bursa’yı da ele geçirmiştir. Alâeddin, Bursa Subaşını öldürterek padişahlık alameti olan hutbeyi babası Şehzade Ahmed adına okutmuştur. Bu duruma karşılık Selim, 29 Temmuz 1512'de Bursa'ya geçerek Alâeddin’i şehri terke zorlamıştır. 

Selim'in padişahlığını tanıyan öz ağabeyi Şehzade Korkut bunun üzerine Saruhan Sancak beyliğine tayin edilmiştir. Yavuz Sultan Selim, öz ağabeyinin fikrini öğrenmek için, bazı devlet adamlarının ağzından padişah olmasını arzu eder tarzda mektuplar yazdırmış, Şehzade Korkut’un, mektuplara müspet cevaplar vermesi üzerine Manisa kuşatılmıştır. 1513'de Bergama yakınlarında yakalanmıştır. Ardından Sultan Selim, ağabeyini 9 Mart 1513'de yay kirişiyle boğdurtmuştur.

Yavuz'un yanındaki devlet adamlarının lisanından Ahmed'e mektuplar yazılarak, şehzadelerin ve veziriazam Koca Mustafa Paşa'nın öldürülmesinden ve kendilerinin zor durumda olduğundan şikâyet etmişler ve Şehzade Ahmed'i ilk çarpışmada kendisine iltihak edeceklerine inandırmışlardı. Bunun üzerine Ahmed, Bursa üzerine yürümüş fakat Yenişehir Ovasında yapılan mücadeleyi kaybetmiştir. Daha sonra esir edilen Ahmed de Kapıcıbaşı Sinan Ağa'ya boğdurtturulmuştur. Devlete isyan suçunun had cezası olarak idam olunan Şehzade Ahmed, böylece 38 gün önce idam edilen kardeşi Şehzade Korkut'la aynı kaderi paylaşmıştır. Bu yolla Selim tahtın tek hâkimi konumuna gelmiştir. (Şevval 918/Ocak 1514) Sadece Şehzade Ahmed'in Kasım adındaki oğlu Memluklere iltica etti ve Murad adındaki diğer oğlu ise Şah İsmail'in yanında bir süre kaldı. Murad, İran'da sancak beyi derecesinde bir hizmette iken vefat etti 

Sultan Selim tahta çıktığında Osmanlı İmparatorluğu sıkıntılı bir dönem yaşıyordu. Bu bunalımlı dönemin en büyük nedeni doğudaki Şii Safevi Devleti olarak kabul edilmekteydi. Safevi Devletinin ortadan kalkmasıyla Anadolu'daki Osmanlı egemenliği sağlamlaşacak ve doğudan gelebilecek tehditlere karşı dağlık Doğu Anadolu, Osmanlı savunmasını güçlendirecekti. Yavuz Sultan Selim'in bir başka amacı da doğudaki bütün İslam devletlerini tek bir devlet çatısı altında birleştirmekti. 
I. Selim, Safevilerle girişilebilecek bir savaşa karşı hazırlıklar ve çalışmalar yaptı. Yavuz Sultan Selim bu amaçlarla, 1514 yılı baharında ordusuyla birlikte İran seferine çıkmıştır. Oğlu Süleyman'ı 50.000 kişilik kuvvetle Anadolu'da emniyet olarak bırakmıştır. Osmanlı kuvvetleri, Erzincan'dan Tebriz'e doğru yürüyüşlerine böyle başlamıştır. Osmanlı ve Safevi ordularının ikisi de Türk idi. Sefer çok uzun sürmüş, ancak Safevi ve Osmanlı güçleri henüz karşılaşamamıştı. Osmanlı ordusunda bazı güçlük ve kıtlıklar baş göstermeye başlamıştı. Bu sırada, orduda seferden geri dönme düşüncesinde olanlar da vardı. Yaşanan bazı olayları ve dillendirilen bazı rahatsızlıkları fark eden I. Selim, atına binerek askerlerine hitaben cesaret veren ve meydan okuyan bir konuşma yaptı. Geri dönmeye niyeti olmadığını söyleyen I. Selim, askerleri kışkırtanlarla hesaplaşmayı sefer sonrasına bıraktı. 

24 Ağustos'ta gerçekleşen savaşta Osmanlı kuvvetleri zafer kazanırken, Safeviler bozguna uğramıştır. Savaşın kazanılmasında Osmanlı ordusunda ateşli silahların olması belirleyici olmuştur.

Muharebe, Osmanlıların lehine sonuçlandı. Muharebede yaralanan ve atından düşen Şah İsmail, askerlerinden birinin atını ona vermesi ile savaş alanından kaçtı. I. Selim yoluna devam ederek Tebriz'e girdi, bu olayı müteakip şehirdeki birçok sanatçı ve ilim adamı İstanbul'a gönderildi. Yaşadığı ağır yenilginin ardından Şah İsmail eski saygınlığını yitirdi. Bu sayede Doğu Anadolu'da Osmanlılar için bir tehlike kalmadı. Çaldıran Zaferinden sonra, Erzincan, Bayburt kesin olarak Osmanlı hâkimiyetine geçti. 15 Eylül 1514'de Tebriz'den Karabağ'a hareket eden Yavuz kışı orada geçirip, baharda İran'ı tümüyle almayı amaçlasa da şartlar müsait olmadığı için Amasya'ya döndü. 

Yavuz Sultan Selim, askerin vaziyeti sebebiyle İran üzerine tekrar sefer yapılamayacağından, emniyet sağlamak amacıyla doğu ve güney sınırlarında bazı bölgelerin ele geçirilmesi gerektiğine kanaat getirdi.

Sultan Selim öncelikle Kemah kalesini alarak işe başlamıştır. Ardından İran Seferi sırasında, Şah'a karşı savaşa katılması istenen, buna karşın Safevi ve Mısır Memluklerine yardımda bulunan, ayrıca kendisine bağlı bazı aşiret reisleri de Osmanlı zahire kollarını vurduran Dulkadiroğlu Alaüddevle’nin üzerine gidilmesine karar vermiştir. Dulkadiroğluları Beyliği'nin üzerine Şahsuvaroğlu Ali Bey yollanmış, 12 Haziran 1515'de kazanılan Turnadağ zaferi ile de beylik toprakları Osmanlı'ya geçmiştir. 

Safevi Devletinin batı sınırındaki şehir ve kalelerden en önemlilerinden biri olan Diyarbakır'ın da alınmasına karar veren Sultan Selim, Osmanlı Devleti'ne gelmiş olan bilim adamı İdris-i Bitlisi vasıtasıyla bu şehri sulh yoluyla almaya çalışmış ve bunda da başarılı olmuştur. Diğer taraftan yine İdris-i Bitlisi'nin yardımıyla Mardin de Osmanlı topraklarına katılmıştır. Böylelikle Urmiye, İtak, İmadiye, Siirt, Eğil, Hasankeyf, Palu, Bitlis, Hizran, Meyyafarikin ve Cizre; Osmanlı hâkimiyetine girmiştir. 
Bu tarihlerde Memlük Devletine tabi olan Ramazanoğluları Beyliği'nin başında Mahmud Bey bulunuyordu. Bu zaferlerden sonra Osmanlı'yla yakınlaşan Mahmud Bey'i Memlük Devleti azletmiş, bunun üzerine Mahmud Bey de Yavuz Sultan Selim'e tabiiyetini resmen arz etmiştir. Ramazanoğluları Beyliği kendiliğinden teslim olup Osmanlı'ya tabii olmasıyla Anadolu'da birlik sağlanmıştır. 

Osmanlılar ile Memlüklüler arasında, Fatih Sultan Mehmed devrinden beri süregelen anlaşmazlıklar bulunsa da İran Seferi, Memlük ve Safevilerin ittifak yapmalarına neden olmuştur. Ayrıca Yavuz'un Safeviler'e karşı sefere çıktığını haber alan Memlük Sultanı ordusunu Osmanlı sınırına kaydırmıştı. Yavuz Sultan Selim döneminde, Dulkadiroğlu Beyliği'ne son verilmesi, Osmanlılar ile Memlüklüler arasındaki mevcut gerginliği daha da arttırdı. 1516 yılında Sadrazam Hadim Sinan Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunun Suriye’den geçmesine Memlüklerin izin vermemesi üzerine, Yavuz Sultan Selim 5 Haziran 1516'da Mısır seferine çıkmış, 27 Temmuz günü Osmanlı Ordusu Mısır sınırına dayanmıştır. Memlük Sultanlığına bağlı Antep (18 Ağustos 1516) ve Besni (19 Ağustos 1516) kaleleri birer gün arayla teslim olmuştur. Ancak asıl savaş 24 Ağustos 1516'da Halep yakınlarında Mercidabık'ta gerçekleşmiş, Memlük Ordusu Osmanlıların ezici top ateşi karşısında fazla dayanamamıştır. Savaş sonunda yaşlı Memlük Sultanı Kansu Gavri atından düşerek ölmüştür. Bu sefer sonucunda Osmanlı'nın sınırları 5.200.000 km2'ye çıkmıştır.

28 Ağustos 1516'da Halep'e giren Yavuz Sultan Selim hiçbir direnmeyle karşılaşmadan şehri teslim almıştır. Hama (19 Eylül 1516), Humus (21 Eylül 1516) ve Şam (27 Eylül 1516) aynı şekilde teslim olurken, Lübnan emirleri de Osmanlı hâkimiyetini kabul etmiştir. 21 Aralık 1516'da Sadrazam Sinan Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu Han Yunus Savaşında Canberdi Gazali'yi yenmiş, böylece Filistin yolu açılmıştır.

Yoluna devam eden Yavuz, 30 Aralık 1516'da Kudüs'e girmiş ve Kudüs’teki kutsal yerleri ziyaret etmiştir. Osmanlı ordusu 2 Ocak 1517'de Gazze’ye girmiştir. Mercidabık savaşından sonra Memlük Devleti'nin başına geçen Tomanbay, Osmanlı hâkimiyetini kabul etmediği gibi, barış teklifi için gelen Osmanlı elçisini de öldürmüştür. Tomanbay, Venediklilerden top ve silah alarak Ridaniye'de kuvvetli bir savunma hattı kurmuştur. Yavuz Sultan Selim, ordusuyla birlikte Sina Çölü'nü 5 gün içinde (11 Ocak-16 Ocak) geçerek Ridaniye’de Memlük Ordusu ile karşılaşmıştır. Memlük Ordusu'na, El-Mukaddam Dağı'nın etrafını dolaşarak güneyden saldıran Yavuz Sultan Selim, bu manevra sayesinde Memlük Ordusunun yönleri sabit olan toplarını etkisiz hale getirmiştir. Böylece 22 Ocak 1517'de Ridaniye savaşı kazanılmıştır. 

24 Ocak 1517'de Kahire alınmıştır. 4 Şubat 1517'de Yavuz törenle Kahire'ye girmiş ve Mısır Memlüklerine bağlı Abbasi halifeliğine son vermiştir.

4 Şubat 1517'de Yavuz törenle Kahire'ye girdi ve "Yusuf Nebi Tahtı"na oturdu. Memlüklüler Nil deltasında ve Yukarı Mısır'da direnişe devam ettiler. Fakat fazla zaman geçmeden Osmanlı güçleri bu direniş merkezlerini yok edip Tomanbey'i yakalamayı başardılar. 13 Nisan 1517'de Tomanbay, Kahire kale kapısında asılarak idam edildi. Bu zaferle birlikte Memlük Devleti yıkılmış, toprakları Osmanlı egemenliğine girmiştir. Mısır Seferi sonunda Suriye, Filistin ve Mısır, Osmanlı hâkimiyetine girmiştir. Ayrıca Hicaz ve yöresi de Osmanlı topraklarına katılmıştır. Doğu ticaret yolları tamamen Osmanlıların eline geçmiştir. 
Bunlara ek olarak, Mısır'ın Osmanlı hakimiyetine girmesi ve Tomanbay'ın ölümünden sonra; Yavuz Sultan Selim, Kansu Gavri'nin kendisine rakip olarak çıkardığı kardeşi Ahmed'in oğlu Kasım'ı ele geçirtmiş ve öldürtmüştür.

Yavuz Sultan Selim, Çaldıran Savaşından sonra Şah İsmail'in barış için yaptığı teklifleri kabul etmemişti. Doğu Seferi'ne devam etme amacını taşıyordu. Ancak, Şam’a geldiğinde Şah İsmail'in name ve hediyeleriyle elçilerini oraya gelmiş buldu. Şah İsmail'in barış yapma hususunda bu kadar istekli olması Mısır Seferinde sonra kendi üzerine bir başka sefer daha yapılmasını olası görmesiyle açıklanabilir. Şah İsmail yolladığı namesinde saygı dolu ifadeler kullanıp şöyle diyordu: "Sen birçok belde ve tebaaya malik oldun; bilhassa Mısır'ı almakla Hadim-i Haremeyn-i Şerifeyn unvanını aldın. Şimdi sen arzın İskender’isin, aramızda geçen geçmiştir, bir daha geri gelmez. Sen memleketine git, ben de memleketime gideyim. Aramızda Müslümanların kanlarını dökmeyelim, arzun ve maksadın ne ise onu ben yerine getiririm."


Sultan Selim, askerin yorgun olması nedeniyle Şah İsmail üzerine gitmedi; bununla beraber Şah İsmail'den gelebilecek herhangi bir saldırıya karşı tedbir almayı da ihmal etmemişti. Yavuz, dönüş yolunda Mercidabık mevkiine geldiğinde veziriazam Piri Mehmed Paşa’yı 2.000 yeniçeri ve bir hayli eyalet askeri ile Diyarbakır tarafına yolladı. Kendisi de İstanbul'a hareket etti. Piri Mehmet Paşa bir süre Fırat Nehri kenarında kaldı. Şah İsmail'in hiçbir harekette bulunmaması üzerine verilen emir ile Edirne'de bulunan padişahın yanına geldi. 

Yavuz Sultan Selim'in saltanatı kısa sürmüş olsa da, Osmanlı İmparatorluğu'nun oğlu Süleyman döneminde altın çağını yaşamasına zemin hazırlamıştır. Sultan Selim, babasından devraldığı boş hazineyi ağzına kadar doldurmuştur. Bir iddiaya göre,  hazinenin kapısını mühürledikten sonra, şöyle vasiyet etmiştir: "Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine-i Hümayun benim mührümle mühürlü kalsın." Bu vasiyet tutulmuş, o tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı Osmanlı'nın yaklaşık 400 yıl sonraki iflasına kadar Yavuz'un mührüyle mühürlenmiştir

Sultan Selim, Mısır Seferi'nden sonra batı seferi'ne başlamak amacıyla Veziriazamı, kapıkulu askerleriyle Edirne'ye göndermiş, sonra kendisi de 2 Şaban 926/Ağustos 1520'de Edirne'ye doğru yola çıkmıştır. Ancak Selim, sırtında bir çıban çıkmasından ötürü rahatsızlanmıştır. Halk arasında yanıkara olarak da isimlendirilen bu çıban, Şirpençe ya da Aslan Pençesi ismiyle bilinmektedir. Hoca Sadettin Efendi, yazılarında Yavuz Sultan Selim'in ölümüne sebep olan çıban hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir ve bundan ötürü günümüzde kaynak olarak genelde onun yazılarına başvurulmaktadır. Yazılarına göre; Yavuz Sultan Selim, Edirne'ye harekete karar verdikten sonra bir gün musahibi Hasan Can'a sırtına bir şeyin battığını söylemiş, bunun üzerine Hasan Can, elini hükümdarın sırtına sokmuş fakat bir şey bulamamıştır. Ancak ikinci sefer yine aynı şeyden şikâyet edince o zaman Hasan Can, Sultan Selim'in sırtına bakmış ve henüz baş vermiş, etrafı kızarmış ve tam olgunlaşmamış sert bir çıban görmüştür. Bunu Sultan Selim'e söyleyince, Sultan çıbanı sıkmasını istemişse de Hasan Can: "Padişahım, büyük bir çıbandır, henüz hamdır, zorlamak caiz değildir, bir münasip merhem koyalım" demiş, bunun üzerine Sultan Selim "Biz Çelebi değiliz ki, bir çıban için cerrahlara müracaat edelim" cevabını vermiştir. O geceyi ıstırap içinde geçiren Hünkâr, ertesi gün hamama giderek orada çıbanı sıktırıp zedeletmiş, fakat bu da ıstırabını artırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Bunun üzerine Hasan Can'a "Seni dinlemedik amma kendimizi helâk ettik" deyip çıbanın macerasını anlatınca Hasan Can "neredeyse aklım başımdan gidiyordu" diyecektir. Bütün bu sıkıntılara rağmen Yavuz, daha önce kararlaştırıldığı için geri dönmeyerek hasta olduğu halde 2 Şaban 926/Ağustos 1520 tarihinde Edirne'ye doğru yola çıkmıştır.

Yavuz, Çorlu'da kırk gün Başhekim Ahmed Çelebi tarafından tedavi edilmiş fakat yara yine de büyüyüp açılmıştır. Hareket edemeyecek kadar yorgun düşen Yavuz, tedaviden ümidini kesince Edirne'de bulunan Veziriazam Piri Mehmed Paşa ile vezir Çoban Mustafa Paşa’yı ve Rumeli Beylerbeyi Ahmed Paşa’yı acele yanına çağırtmış ve vasiyetini belirtmiştir. Ayrıca acele edip yetişmesi için Manisa Valisi olan oğlu Şehzade Süleyman'a haber göndermiş ancak oğlu gelmeden 926/1520 yılında 8 Şevval’i 9'una/21 Eylül'ü 22'sine bağlayan gece Çorlu karargâhının bulunduğu köyde vefat etmiştir. Sultan Selim'in vefatı, tek oğlu olan Manisa Valisi Şehzade Süleyman gelinceye kadar gizli tutulmuştur. Süleyman'ın 11 Şevval tarihinde İstanbul tarafına gelip kadırga ile saraya indiği haber alındıktan sonra, Selim'in vefatı ve yeni Padişah’ın İstanbul'a geldiği ilan edilmiştir. Devlet erkânı, derhal İstanbul'a gelip yeni Padişah'ı tebrik ettikten sonra Selim'in naaşı, bütün ilgililer tarafından Edirnekapı haricinde, bağlar ucunda karşılanıp, hazırlanmış bulunan tabuta konmuştur. Fâtih Sultan Mehmed Camii'nde cenaze namazı kılındıktan sonra, o tarihlerde Mirza Sarayı denilen günümüzdeki Sultan Selim Camii yanındaki mahalleye defnedilmiştir. Türbesi, oğlu Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır. Yavuz Sultan Selim, 22 Eylül 1520'de Aslan Pençesi (Şirpençe) denilen bir çıban yüzünden vefat ettiğinde oğluna, dolu bir hazine, güçlü bir ordu ve iç karışıklıklara son verilmiş bir devlet bırakmıştır. Kanuni Sultan Süleyman, Fatih Caminde babasının cenaze namazını kıldıktan sonra, onu Sultan Selim Cami avlusundaki türbeye defnettirmiştir.