Tüccarın Görevi Ve Saygınlığına Dair

Tüccarın Görevi Ve Saygınlığına Dair

500’den 1100’e kadar geçen altı yüz yıl boyunca Avrupa’nın, ekonomik ve sosyal kurumları, belirgin bir değişime uğradı.
Mepa Haber Merkezi
İkinci seçkimizdeki metinle Ortaçağ’da tüccar ne iş yapar, yaptığı iş ilahi yasalarla ne ölçüde uyumludur soruları etrafında durmaya devam ediyoruz. Siz değerli Mepanews okurlarımız için hazırladık.

Tüccarın Görevi Ve Saygınlığına Dair*
Benedetto Cotrugli


Tüccarlar yaptıkları iş ve saygınlık itibariyle, özellikle de şu dört nedenle takdir edilmelidir:

Birincisi, kamu yararına çalışıyor olmalıdır. Cicero’nun dediği gibi, halkın refahına hizmet en şerefli iştir ve bu uğruda can verilebilir… Cumhuriyetlerin gelişmesine, refah ve huzuruna en büyük katkıyı yapan tüccarlardır; burada kastettiklerimiz, elbet sıradan ve aşağılık tüccarlar değil, saygı duyduğumuz, yücelttiğimiz şerefli tüccarlardır. Ticari faaliyetler için de şunu söyleyebiliriz: Cumhuriyetlerin gelişmesine hizmet eden ve hepimiz için gurur kaynağı olan ticaret sayesindedir ki, verimsiz/kıraç ülkeler gıda ve diğer malzemelere kavuşmakta, ithâlât yoluyla hiç bilmedikleri çeşit çeşit malların keyfini çıkartmaktadırlar. Tüccarlar paranın, değerli taş ve altının, gümüşün ve diğer pek çok değerli madenin de bollaşmasını sağlamakta, bir sürü el yapımı süs eşyası getirmektedir. Nitekim şehirler ve ülkeler toprağı bu sayede işleyebilmekte, sürüler bu sayede büyümekte, kira ücretleri ve gelirler bu sayede artmaktadır. Tüccarların ticari faaliyetleri nedeniyle yoksullar yaşaya kalmakta; ödedikleri vergiler nedeniyle kamu yönetimi desteklenmekte, lortların ve cumhuriyetlerin vergi ve rüsum gelirleri ihracat ve ithalat sayesinde artarak hazineyi doldurmakta ve dolayısıyla, halkın refahı artmaktadır.

İkincisi, ben, tüccarları, kendi mal varlıklarını saygın bir biçimde yönetiyor olmaları itibariyle de takdir ediyorum. Nitekim tedbirli, itidalli, güvenilir ve dürüst tüccarların hepsi servetlerini büyütmekte, geliştirmektedir. Bu nedenledir ki, tüccarların çok sayıda menkul ve gayrimenkul sahibi olduklarına şahit oluruz. Sahip oldukları servet, evlerinde, ev eşyalarında, aile fertlerinin üst baş ve takılarında, oğullarının başlık, kızlarının çeyiz paralarında ve sonuç olarak kendilerinden daha da zengin ailelerle evlilik yapmalarında yansır... Bu olağanüstü girişim insiyatifine sahip olmayanlar, bu durumun tam tersini yaşamaktadırlar. Nitekim “ticaretle (hiç) iştigal etmemiş olanın vay haline,” der yaşlılarımız, sıkça kullandıkları bir atasözüdür. Bir çiftçi veya herhangi başka biri mevcut geliriyle yetinip bu geliri artırmak için ticaret yapmazsa, söz konusu gelir büyük de olsa, asla bir tüccarın elinde değerlenebileceği gibi değerlenemez… Bu adam kızlarını evlendirmek isteyecek olsa gayrı menkulünü satmak zorunda kalacak veya kendi boğazından kesecektir. Yaşarken servetini ticaretle büyütemeyen bir çiftçinin ardında ölünce ne kalır ki… Oğulları yoksullar evine düşmese bile torunları düşecektir.

Üçüncüsü, tüccarlar hem özel hem kamu ilişkileri itibariyle de takdire şayandır. Özel ilişkilerden kasıt, kendisi ve ailesinin yakın çevreyle olan saygın ve erdemli ilişkileridir. Anlaşılabileceği üzere, gümüş, altın, para ve benzeri değerli şeylere hükmedilen bir ortamda prenslerle, kodamanlarla ve lordlarla birlikte olmayı alışkanlık haline getirmiş işe yaramaz insanlara, çıkarcılara, partizanlara, hırsızlara, kaçaklara ve kumarbazlara yer yoktur… Tüccarlar dışarıda kendilerine muhtaç olan zanaatkârlarla, beyefendilerle, lordlarla, prenslerle ve her düzeyden din adamıyla birlikte olur. Bilim adamları da onları sık sık evlerinde ziyaret eder… Zira iyi ve eğitimli bir tüccardan başka kimse, para yönetimi konusunda monarşilerin veya devletlerin tutumunu anlayamaz, anlamış değildir…

Dördüncü nedeni tüccarın dini inançları itibariyle saygınlığı konusuna ayırdık… Deniyor ki, bugün asıl iman sahibi olanlar tüccar ve askerlerdir… Ne krallar, ne prensler, ne de mevki sahibi diğer insanlar, iyi bir tüccar kadar itibarlı ve güvenilir değildir. Nitekim tüccara para kazandıran tam da bu güvenilirlik ve itibardır. Diğerlerinin itibarı ve güvenilirliğinin maliyeti (halka) büyüktür. Bir tüccarın verdiği en basit, en sade alındı makbuzu tanığı olmasa bile geçerliyken, yöneticilerin veya diğerlerininkine, ek bir tedbir almaksızın güvenilemez. Tüccarlar, bütün bu nedenlerden ötürü sahip oldukları saygınlıkla gurur duymalıdır.

Tüccar, bu saygınlığını korumak için, ruhunu ve bedenini kendisine yakışmayan şeylerden uzak tutmalıdır. Ve tüccarlar davranışları itibariyle ne askerler gibi sert ve kaba saba, ne de soytarılar gibi yumuşak olmalıdır. İster yürürken, ister konuşurken, tüm hareketlerinde ciddiyet olmalı, saygınlıklarını böylece korumalıdırlar...
---
* Medieval Trade in the Mediterranean World, Columbia University Press 1955.

dusuncetarihi.com’dan iktibas edilmiştir.