Hassan Hassan

Hassan Hassan

Ortadoğu uzmanı, gazeteci ve 'IŞİD Terör Ordusunun İçyüzü' kitabının yazarı.

Suriye muhalefeti Türkiye'nin politika değişikliğini anlamalı

Hassan Hassan tarafından kaleme alınan, "Suriye muhalefeti için bölgesel destekçilerinin harekete geçtiğini fark etme zamanı" adlı makale Türkiye'nin ve Suudi Arabistan'ın Suriye politikasında yaşanan değişimleri ve bu değişikliğin Suriye muhalefetine olan yansımalarını ortaya koymaktadır. Türkiye'nin Suriye'de artan rolünden açıkca rahatsız olan Hassan, muhaliflerin ABD politikalarına endeksli bir siyaset yürütmesinin daha 'akıllıca' olacağını ileri sürmektedir. Hassan'ın önerileri tartışmaya açık olmakla beraber, yaptığı tespit ve yorumlar son derece önemlidir. 

Türkiye'nin Astana süreci ile birlikte Rusya'nın Suriye'deki stratejilerini hayata geçirmede kolaylık sağladığını ileri süren Hassan, muhaliflerin Halep'i kaybetmesinden de Türkiye'nin politika değişikliğini sorumlu tutmaktadır. Türkiye'nin müttefikleri için kötü bir ortak olduğunu savunan Hassan, bunun sonucu olarak muhaliflerin ellerindeki toprakları bir bir kaybedeceklerini ifade etmektedir. Bu duruma karşın muhaliflere Suriye Demokratik Güçleri (SDG) çatısı altında savaşmalarını öneren Hassan, Türkiye'nin politikaları nedeniyle muhaliflerin tarihi bir fırsatı kaçırdığını ifade ediyor. 

Sosyal medyada sıklıkla 'Birleşik Arap Emirlikleri'nin kalemşör tetikçisi' olmakla suçlanan Hassan'ın ABD ile işbirliği önerileri makul ve ahlaki olmasa da; yorumları, vekalet savaşlarının revaçta olduğu bölgede Türkiye'nin 'müvekkileri' ile kurduğu güvenilmez ilişkinin olumsuz sonuçlarını ortaya koymaktadır. Sözde El Kaide varlığı bahanesiyle TSK'nın İdlib'e müdahale edeceği yönündeki söylentiler, Türkiye'nin aynı hataları tekrarlama konusundaki ısrarını gözler önüne sermektedir. 


Suriye muhalefeti için bölgesel destekçilerinin harekete geçtiğini fark etme zamanı

Geçtiğimiz hafta, Suriye muhalefetinden bazıları Suudi Arabistan’ın Suriye muhalefetinden Beşşar Esed’in kalmasını bir gerçek olarak kabul etmesini istediğine yönelik haberlerle galeyana geldi. İddia edilen istek, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adil el-Cubeyr ile muhalefetin Yüksek Müzakereler Komitesi (YMK) arasındaki bir buluşmada gerçekleşti.
Suudi Dışişleri Bakanlığı, haberlerin doğruluğunu kabul etmedi. Buluşmada bulunan muhalefetten bir şahsiyete göre, Bay el-Cubeyr yalnızca muhalefete uluslararası topluluğun odağının rejimi düşürmeye yönelik herhangi bir girişimden kaydığını ve çeşitli muhalefet bloklarının daha kapsamlı bir müzakere cephesi oluşturmak için biraraya gelmesi gerektiğini iletti. Muhalefet mensupları, Suudi Arabistan'ın yeni dış politikasının, muhaliflerin Aralık 2015’te fikir birliğine vardığı Beşar Esed’in olası bir geçiş hükümetinde görevden uzaklaştırılması kararına mesafeli durmasından endişe ediyor.

Suudi Arabistan ve bölgesel müttefikleri son zamanlarda, sertlik yanlıları tarafından domine edilen ve bölünmüş YMK’nın temsilciliğini genişletmek ve aşırıların politik ve askeri oluşumlardaki etkilerini kesmek için Suriye muhalefetine ait yapıları değiştirmeye yöneldi. Muhalefet bloklarını biraraya getirmek için "Kahire platformu’’ ve ‘’Moskova platformu’’ diye bilinen bir plan da var.

Resmi bildiriye karşın, en kendini adamış Suriye muhalefeti destekçileri bile çoktan Esed’in ailesini bir realite olarak kabul etmenin ötesine geçti. Bazı ülkeler, rejimin hiçbir yere gitmeyeceği varsayımıyla adımlar attı. Suriyeli muhalifler için problem, değişimleri görmede hala başarısız olmalarıdır, özellikle de en kuvvetli destekçileri olarak gördükleri bölgesel ülkelerdeki.

Donald Trump ABD’nin başkanı olarak seçildiğinde, İran’ın etkisinin büyümesinin önüne geçmek isteyen Körfez ülkeleri, Şam’daki rejimden baskıyı kaldırmayı İran’a olan ihtiyacını azaltmayı bir yol olarak gördü. Suriye muhalefeti için en zarar veren politika değişimi, muhaliflerin en kritik destekçisi Türkiye’ninkidir. Muhaliflerin çoğu Ankara’yı gayelerinin patronu olarak görmeye devam ederken; bugün Türkiye’nin öncelikleri, çıkarlarına aykırı düşmektedir. 

Ankara geçen sene Suriye politikasını değiştirdi, özellikle Ağustos’ta IŞİD’e karşı operasyon (Fırat Kalkanı) düzenledikten sonra. Ankara'nın politikası muhaliflerin amaçlarını şiddetle desteklemekten, sınırlarının yakınlarındaki Kürt yayılmacılığını bozmaya odaklanmaya doğru evrildi. O zamandan beri Rusya ve İran ile politik olarak Kazak başkenti Astana’da, askeri olarak da sahada yakından çalıştı.

Türkiye, tartışmaya açık olarak iç çatışmayı şimdiki politik yörüngeye oturtmak için çok şey yaptı. Politik olarak, Cenevre sürecinin ‘’Astana-izasyonu’’ olarak adlandırılabilecek şeye olanak sağladı. Astana süreci, Genevre süreci yerinde dursa da özünde Suriye’nin geleceği hakkındaki konuşmanın doğasını değiştirmek için tasarlanmış Rusya önderliğindeki bir platformdur. Amerikalı yetkililer, Cenevre sürecinden temel meşru uluslararası platform olarak bahsetmeye devam ediyor. Ama bu, konuşmanın zaman içerisinde nasıl geliştiği göz önünde bulundurulursa büyük bir ölçüde manasız. Türkiye, bu değişimde bir ana faktör olmuştur.

Türkiye’nin politikasının değişimi, geçen yılın Aralık ayında muhaliflerin Halep’i kaybetmesine katkıda bulundu. Türkiye ve İran, Lübnan ve Türkiye sınırlarındaki dört ilçede demografik unsurların tehcirini içeren bir anlaşmaya aracılık etti. Ankara aynı zamanda, sınırı yakınındaki İdlib’deki kontrolünü daraltıken El-Kaide bağlantılı Nusra Cephesi unsurlarının içinde yer aldığı Heyet Tahriru’ş Şam’ı izledi.

Türkiye aynı zamanda, Heyet Tahriru'ş Şam’ın önceden Türkiye’nin Suriye’deki ana vekili olan Ahrar’uş Şam’ı zayıflatması, parçalaması ve bir Suriye-Türkiye sınır geçidinin kontrolünü bırakmaya zorlaması karşısında aylakça bir duruşta bulundu. Türkiye ayrıca Suriyeli muhalifleri garantörlüğünü Rusya'nın yaptığı Astana görüşmelerine katılmaya zorladı.

Ek olarak Türkiye, ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri şemsiyesi altında muhalefet savaşçılarının IŞİD’e karşı savaşa dahil olmasına karşı çıktı ve bunu Deyr ez Zor gibi ana bölgelerde yapmaya devam ediyor. Bu politika, ABD yalnızca SDG ile çalışmakta ısrarcı olduğundan bu yana muhaliflerin çıkarlarına muhalif şekilde yürüyor. Özel olarak, bu muhaliflerden bazıları ABD destekli şemsiyenin altında çalışmanın kendi bölgelerini özgürleştirmeye ve yönetmeye yardım edeceğini anlıyor. Alenen, varsayılan Türk müttefiklerinin ‘’düşmanıyla’’ çalışmayı reddetmek üzere baskı altında hissediyorlar. 

Geçen yıl politikası değişmeden önce Türkiye beş yıl boyunca, uçuşa yasak bölgeler ve uluslararası toplumun tüm gücünü Esed’e karşı baskı yapmak için toplamak için diğer ülkelerden daha fazla ve durmadan muhalefete ‘’eli kulağında’’ bir planı vaat etti. Özellikle olmasa da, muhalefet içindeki İslamcı ve çihat yanlısı unsurlara da desteğini odakladı. Bu politikalar, muhalefetin beklentilerini artırdı ve aşırıları güçlendirdi.

Böyle politikalara rağmen, Suriye muhalefetinin çoğunluğu Türkiye’yi, daha çok muhalefetin gayesine matuf halk desteğinden ve Suriyeli mültecilere olan övgüye değer desteğinden ötürü bir müttefik olarak görüyor. Ama Suriye muhalefeti için, Türkiye’nin bugün aynı konumda olmadığını fark etme zamanı. En azından bir yıl boyunca Rusya’nın Suriye’deki stratejisinin kritik bir olanak sağlayıcısı oldu.

Muhalifler, IŞİD tarafından daha önce işgal edilen bölgelerde etkilerini yaymakta tarihi fırsatları kaçırdılar. Eğer bölgedeki sözde destekçilerinin maşası olmaya devam ederlerse, şimdi geriye kalan bölgeleri de kaybetmeye başlarlar. Türkiye’deki ve şüphesiz diğer ülkelerdeki politik değişimlerin farkında olmak, Suriye muhalefetine geleceği hakkında açık bir biçimde düşünmesi konusunda yardımcı olabilir.