Lucian K.Truscott IV

Lucian K.Truscott IV

Amerikalı yazar ve gazeteci.

"Afganistan'da Vietnam'ın bir kopyasını yaşıyoruz"

Afganistan’da ne ile muhatap olduğumuzu anlamanın en iyi yolu ülkeyi havadan görmek.

Ben on yıl kadar önce Begram’dan Kandahar’a, oradan da tekrar Begram’a uçakla seyahat edecek kadar şanslıydım (Belki de şansızdım, nasıl gördüğünüze bağlı.) Neyse ki
Afganistan üzerinden batıdaki Pakistan sınırlarına kadar yapılan uçuşlar vardı. Size havadan ne gördüğümü söyleyeyim: Kilometrelerce uzayan yabani bir saha. Google
Earth’e girerseniz siz de benim gördüğümü görebilirsiniz. Pakistan sınırı boyunca kuzey- güney yönünde sıra dağlar uzanıyor. Sınırı batı-doğu yönünde ise vadiler kesiyor.
Vadilerden nehirlere akan sular ve akıntıya sağlı sollu eşlik eden küçük küçük balçık veya taştan binalar. Buralarda hem Afgan hem de Pakistanlılar topluluklar oluşturmuşlar,
dağdan akıp gelen suyla verimli topraklarını sulayıp ziraat yapıyorlar.

Fakat sınırın her iki tarafına yayılmış topraklar da gayrimeskun, çok dağlık ve her iki taraftakiler için de ticaret şehirlerine olan uzaklığı sebebiyle yaşanmayacak ve tarım
yapılmayacak bir alan.
 
Ben dört çeker bir arazi aracı, bir şoför ve tercüman tutup Kabil’den Celalabad’a; oradan da Kunar Nehri boyunca Esadabad’a öyle gitmiştim. Peki orada kimlerle tanışıp
konuştum? Orada yaşayan Afganlarla. İki ülkenin de sınır mıntıkasında ilk göze çarpan husus bu. Dağlardan başlayıp binlerce kilometrelik sınır hattı boyunca devam eden akıntı
vadilerinde, yüzlerce hatta yerine göre binlerce yıldır birlikte yaşayan ve biz ne yaparsak yapalım öyle yaşamayı da sürdürecek olan Afganlar ve Pakistanlılar.

ABD Başkanı Donald Trump, geçen Pazartesi akşamı Fort Meyer Askeri Üssü’nde askeri kamuflajlı erkek ve kadınların huzurunda konuşurken, Taliban ile diğer “terörist” yataklarının (sanctuary) yok edilmesi için Pakistan’a baskı altına alma sözü verdiğinde bilerek ve bilmeyerek bahsettiği de aslında buydu. “Katillerin Amerika’dan saklanacak hiçbir yerleri yoktur...” dedi Başkan. Size Google Earth’ü açıp Afganistan ve Pakistan sınır hattının uydudan görüntüsüne bakmanız  için bir dakika veriyorum. Tamam mı, baktınız mı? Ne düşünüyorsunuz?

Saklanacak herhangi bir yer gördünüz mü? Uydudan bakış yeterince açık olmayabilir ama Celalabad’ın kuzeyindeki sınır hattı boyunca otomobil seyahati yapmış birisi olarak
diyebilirim ki orada düzinelerce sığır ve keçi patikası var ve Allah bilir, gizlenecek kaç mevki vardır. Konuştuğum Afgan köylülerden biri Kunar Nehri’nin yaptığı oyukları,
bunların her gün iki ülke arasında sığır kaçakçılığı için kullanıldığını söylemişti. Bunun kendileri için bir problem olduğunu, zira Pakistan’dan kaçak getirilen sığırların deli dana
hastalığı taşıdığı ve oranın yerli sığırlarına da bulaştırdığını; birçok çiftçinin komple tüm sürüsünü öldürmek zorunda kaldığını söylemişti. Sınırları engelsiz, sorgusuz sualsiz hatta
Afgan ve Amerikalılar tarafından fark edilmeksizin geçen sığır sürüleri ortadayken bana kalırsa Başkan Trump o toplantıdaki askerlere yerine getirilmesi çok zor bir emir verdi.

Öyle bir emir ki Afganistan’da halihazırda konuşlu 8 binden fazla, yola çıkmak üzere olduğu söylenen de 4 bin kadar ABD askerinin asla başaramayacağı bir hedefi ihtiva
ediyor. Yani Trump’ın yaptığı konuşma, hakkında hiçbir şey bilmediği bir savaşa dair gaz vermekten fazlası değildi. Gerçi birkaç hafta önce Camp David’deki zirvede Trump’a
“yeni” “stratejisi” için “tavsiye” veren generaller de bu savaştan pek anlamıyor.

Nereden mi biliyorum? Anlatacağım.

Gelin bir zaman yolculuğu yapalım: Vietnam Savaşı yıllarında en büyük, Kuzey Vietnamlılar ile Vietnam Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin (VC) Kamboçya ve Laos’u
“ABD’ye karşı paravan üs olarak kullanabileceği” “tehdidi” en büyük problemimizdi.

Başkan Richard Nixon da bu iki ülkenin o bombalanmasını ve Laos’a “sabotajlar” yapılmasını emretmiş; böylece Vietnam Ordusu ile VC’yi üsleri olan Laos’a kovalamış
olacaktı. Galiba Trump’ın Pazartesi akşamı bize söylemediği “stratejisinin” gizli kısmı da bu oluyor. Söylemedi, çünkü daha önce diğer başkanların yaptığı gibi kendi planlarını
ifşa etmeyeceğini beyan etmişti. Siz bu kısmı Obama olarak okuyun ama Bush da aynı şeyi yapmıştı.

Peki o “strateji” Vietnam’da bizim için ne işe yaramıştı? Vietnam’da kalan son Amerikan birlikleri 29 Mart 1973’te ülkeyi terk etti. Nisan 1975’e kadar da tamamen Vietnam’dan
çıkmıştık. Onun hemen akabinde Kuzey Vietnamlı askerler Güney Vietnam’a ayak bastı.

Yani Trump, Pazartesi akşamı olduğu gibi, “Nihayetinde kazanan biz olacağız,” derken Vietnam’da tatbik edilen ve güya "kazandıran" "paravan üsse" (sanctuary) saldırma
stratejimize benzer bir şeyler düşünüyor olmalı. Vietnam’daki o savaş ve o savaşı “kazandıran” strateji bir kontrgerilla (counter-insurgency) hareketiydi; zira Vietnam’da
karşılaştığımız tam olarak oydu: bizi ülkelerinden atmak isteyen Vietnamlı yurttaşların direnişi mevzuu bahisti. ABD ordusunun General David Petraus’u Irak’tan getirip Fort
Leavenworth Komuta ve Müşterek Birlikler Merkezi’nin (Command and Combined Arms Center at Fort Leavenworth) başına koymasına kadar kontrgerilla doktrinini
yeniden yazmaya tenezzül etmemesi de büyük başarıydı doğrusu. Patreus ve ekibinin kaleme aldığı Manual 3-24 “Counterinsurgency”de belirtilen strateji öyle başarılıydı ki
zafer ilan edip Irak’tan çekildik ve Irak’ın kuzeyini IŞİD’e teslim ettik. Geri almak içinse tekrar askerlerimizi Irak’a gönderdik ki IŞİD’le savaş hala sürüyor. Dünyanın
kahrolası bir köşesinde süren kahrolası bir savaştaki dahlimiz, nihayete erecekmiş gibi gözükmüyor. Bu arada Afganistan’da yürüttüğümüz kontgerilla operasyonları tek
kelimeyle harika: 16 yıldır oradayız, Taliban’la ve kim bilir başka kimlerle savaşmak için yüzbinlerce askerimizi seferber ettik. Ne ki daha net bir zafer ortada yok. Trump’ın
Pazartesi akşamı dediği “sonunda kazanan biz olacağız” ama o “son” kim bilir ne zaman gelecek.

Trump’ın malum konuşmasıyla alakalı daha bir sürü sıkıntı var. Evvela, başkan başka birinin kaleme aldığı bir metni monoton bir üslupla prompterden okudu. Benzerlerini
Obama ve Bush’un düzinelerce okuduğu metinlerin aynısıydı. Daha fazla asker gönderiyoruz! Böylece hedefimize varacağız! Artık askerlerimizi geri çekiyoruz! Çünkü
hedefimize vardık! Hoppala! Unutmuşuz, birkaç bin daha ekstra asker gönderiyoruz, çünkü hedefimizin Nengerhar vilayetinin falanca şehrindeki kısmını tamamlamamışız.

Ama Trump’ın konuşmasına dair belki de en büyük problem Google Earth’ten görülemeyebilir. Ancak bölgeye gidip araziye gözlerinizle görür ve insanlarla
konuşursanız görebilirsiniz. O vadilerin arasındaki sarp kayalıklarda yaşayan insanlar mı?

Evet, işte savaştıklarımız o insanlar. Esadabad’ın dışında kalan Kürengel Vadisi’ne gönderilen bir Amerikan askeri birliğini işleyen “Restrepo” belgeselini seyretmişsinizdir belki. 

Askerlerin ateş açması, sonra sıkıntıdan durup boş boş durmaları, sonra yine ateş açmaları. Askerlerin ateş açtıkları ve belgeselde “Taliban” olarak resmedilenler işte o vadinin sakinleriydi. O insanların birçoğu, ABD askerlerinin de birkaçı öldükten sonra o Afganlar son çare olarak Vietnamlıların yaklaşık yarım asır önce yaptığını yaptı.

Başlarını alıp o sayısı yüzleri bulan peşi sıra vadilere yerleştiler. ABD ordusunun tamamı da gelse (Kara, Deniz Piyadeleri, Donanma, Hava Kuvvetleri ve Sahil Güvenlik) o
vadileri devriye gezip de o Afgan veya Pakistanlıların yaptıklarına engel olamaz. Sığır kaçakçılığı mı yapmak istiyorlar? Yapacaklar. Haşhaş ekip afyon kaçırmak mı istiyorlar?
Onların istediği olacak. Kadınlarının dışarı çıktığında burka giymesini mi istiyorlar? Ne derlerse o. Çocuklarını radikal Müslümanlar olarak mı yetiştirmek istiyorlar? Yetiştirecekler. Topraklarından ayrılmamızı mı istiyorlar? Vietnam’ı nasıl terk ettiysek öyle ayrılacağız.

İşte Trump’ın okuduğu metindeki sıkıntı burada. Yeni bir şey yok. Biz bu filmi daha önce gördük. Hiçbir şeye merhem olmadı. Mesele, haşin mi haşin bir arazisi olan
Afganistan’ın yabancı bir güç tarafından işgal edilmesidir. Bu ise bir strateji değildir.

Vietnam’ın kopyasıdır olup biten.

Kaynak: salon.com

Dünya Bülteni için çeviren: Mustafa Doğan