Charles Lister

Charles Lister

CIA danışmanı, Orta Doğu Enstitüsü Aşırıcılık ve Anti-terör Programı Başkanı.

Suriye krizi yeni ve tehlikeli bir döneme giriyor

Suriye krizi bugünlerde kesinlikle yeni bir döneme girmiş bulunmaktadır. Dış devletlerin bölgedeki önceliklerinin Suriye’deki güncel haritanın değiştirilerek yeni bir ara geçiş planı oluşturulması yönünde değişmesi bu yeni dönemi doğurdu. 2015’in Mart’ında Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun Yemen ve aynı yılın Ekim ayında Rusya’nın Suriye müdahalelerinden bu yana Orta Doğu’daki jeopolitik dinamik Suriyeli muhaliflerin Esed rejimine karşı olan savaşının kuyusunu kazacak bir yönde ilerlemektedir. Geçen iki yılın sonunda şunu diyebiliriz ki; Esed karşıtı mücadele hiç bu kadar saldırıya açık ve güçsüz durumda olmamıştı. Bugünlerde Washington, Londra, Paris, Riyad veya Ankara’daki yetkililerin yaptığı imalı açıklamalara rağmen bu devletlerin hiçbirisi artık Esed’i koltuğundan indirmeyi düşünmüyor, hatta bunu imkan dahilinde bile görmüyor.

Bu yeni gerçekliğin bazı kısımları aslında bugünün gerçekliğinin bir yansımasıdır: Esed bugün olduğu kadar hiçbir zaman hayatta kalacağına dair bu kadar emin olmamıştı. Bu gerçeklik aslında sözde Suriye’nin dostları olanların yorgunluğunun ve açıkça söylemek gerekirse muhalefetin birleşmede, aşırıcıları dışlamakta, yolsuzluğu engellemekte ve iç karışıkları çözmekte başarısız olmasının bir yansımasıdır. Bu faktörlere diğer sebepler de eklenince, Amerikalı ve İngiliz hükümet yetkililerinin Suriye muhalefetini aralarında sık sık “mağlup” ve “ölü bir dava” olarak adlandırmasına sebep olan bir yola girildi. 

Astana’da görüşülüp kararlaştırılan ve Türkiye, Rusya ve İran tarafından garantörlüğü yapılan çatışmasızlık bölgeleri şimdilik işe yarıyor görünüyor ancak ABD ve Rusya arasında başlayan ve potansiyel olarak daha etkili olabilecek yeni bir süreç başladı ve bu süreç daha fazla ilgiyi hak ediyor olabilir. ABD Devlet Bakanlığı kıdemli yetkilisi Michael Ratney ve Brett McGurk güney Suriye’deki çatışmasızlık bölgeleri, doğuda çatışmaların sonlandırılması, anayasal reformlar gibi gelecekteki siyasi meseleler ve Suriye’nin güvenlik araç ve kurumlarının merkezi bir yönetimden bölgesel yönetimlere geçilmesi sürecini kontrol etmesi için yeniden yapılandırılması konularında aylarca Ruslarla direkt olarak pazarlık etti. Söylenilenlere göre, hem Amerikalıları hem de Rusları şaşırtacak şekilde bu pazarlıklar verimli geçti. Örnek olarak güney Suriye’deki çatışmasızlık bölgeleri sınırları üzerinde dört hafta boyunca uygulamanın yürürlüğe gireceği yerler sokak sokak ve uygulamanın ne zaman sona ereceğine dair zaman çizelgesi de dakikasına kadar müzakere edildi.  
Bazı Amerikalı politikacılara ve Trump hükümetinin çoğunluğuna göre, Rusya ile işe yarayan bir ilişki kurmak kaçırılmaması gereken bir fırsat, ayrıca bu sayede Amerikalılar Suriye politikasında çok fazla sorun yaratan Esed ile uğraşmak zorunda kalmayacaklar.”Esed problemini Ruslara bırakalım” cümlesi bugünlerde Amerikalı yetkililerin özel konuşmalarında sıkça rastlanır halde. Rusya’nın görüşmelerde daha yapıcı bir tavır takınması kazanan tarafın kendileri olduğunu bilmelerinden kaynaklanıyor. Buna paralel olarak bu yeni yapıcı Rusya ile çalışmak için çok daha açık fikirli olan ABD’nin yorgunluğu ve İran’ın Suriye’deki kazanımlarını en aza indirmek için Rusya’yı kullanmak istemesi ABD’nin bu ilişkiye önem vermesinin iki ana sebebi olarak ortaya çıkıyor. 

Rusya ve İran uzun vadede Suriye konusunda aynı vizyona sahip olmasalar dahi, iki ülkenin geçiş sürecindeki amaçları büyük oranda örtüşüyor. Ayrıca, İran perspektifinden bakıldığında Suriye’de zaten zafer kazanılmış durumda – kimse, hatta Rusya dahi bu başarıyı Tahran’ın elinden alamaz. Sonuç olarak, güney Suriye’deki çatışmasızlık bölgeleri anlaşmaları, ileride Suriye için kontrollü istikrar sağlayacak bir geçiş süreci olarak karşımıza çıkabilecek çok daha geniş kapsamlı bir ABD-Rusya mekanizması için bir deneme sürüşü olarak kullanılıyor. 

Son raporlara göre, Amerikan planı penceresinden bakıldığında bu geçiş süreci çerçevesinde Suriye muhalefeti Şam içinde ve etrafında, Humus’ta, Halep kırsalında ve İdlib’in kuzeybatısında (özellikle Cisr el-Şuğur) elinde tuttuğu alanları kaybedecek. Tahminen Amerika bu kayıplar yaşanırken herhangi bir hamlede bulunmayacak zira bu kayıplar geçiş sürecinin “zorla” istikrar kısmını kolaylaştıracak. Bu aşamada muhalefet güneye ve İdlib’e sıkıştırılacak. İdlib bugünlerde Washington’da birçokları tarafından ümitsiz bir vaka – el- Kaide’nin güvenli bölgesi – olarak görülmekte, muhalefetin korumasına değil terör operasyonlarına layık olduğu düşünülmektedir. 

Tam bu noktada Amerika ve Orta Doğu’daki müttefikleri tehlikeli sularda yüzmeye başlıyor. Kısa vadeli çıkarlarımızın peşinden giderek ve Suriye krizinin semptomlarına saldırarak, ana sebeplerin derinleşmesine ve uzun vadeli sonuçların etkilerine kulak tıkıyoruz. Dikkatimizi İŞİD ile savaşmakla sınırlı tutmamız İŞİD’i faal halde tutan dayanakları asla yok edemez; Idlib’i Rusların halı bombardımanının insafına bırakmak asla ne el-Kaide’yi bitirir ne de savundukları idealleri; ve güneydeki ılımlı muhalefeti boğmak asla onların Esed’e koşulsuz teslim olmasını sağlamaz. Aynı şekilde, İran Suriye’de 160.000 militanı kontrol ederken Rusya’nın sadece 30.000 Suriyeli asker üzerinde kontrolü olduğu bir durumda, ABD-Rusya müzakerelerinin İran’ın Suriye’deki rolünün zayıflaması yönünde bir sonuç doğurmasını beklemek aşırı derecede bir saflık olur.  

ABD ve bölgedeki müttefikleri Suriye krizi sürecinde coğrafi olarak risk aldılar. Uzun vadeli çıkarlarımızı güvence altına almak için altına girilen riskler korunmalı, gelişmeleri için yeterli zaman tanınmalı ve garanti verilmelidir. Esed rejiminin ülkenin doğusundan batısına, güneyinden kuzeyine tekrardan sosyo-siyasi hakimiyeti ele geçirmesinin önünü tamamen kesmek için bu şekilde oluşturulacak ve yardım edilecek muhalefet kontrolündeki geçiş bölgeleri tek şans olarak görünüyor. Eğer Suriye’de çatışmaların azaltıldığı bir geçiş sürecine doğru yol almak istiyorsak bunu yapmanın en iyi yolu, uluslararası toplumun desteğini ve korumasını arkasına alan ve halkı temsil eden muhalif meclisleri bölgesel yönetimler olarak desteklemektir, bu adım ayrıca gelecekte uzun vadeli bir çözüm için yapılacak görüşmelerde elimizi güçlendirir. Eğer muhaliflerden iki elimizi de çekersek, uzun vadeli çıkarlarımıza zarar verir ve zaferi daha fazla istikrarsızlık garantisi verenlere teslim etmiş oluruz. Unutmamamız gereken bir diğer nokta ise bölgede sadece silahlı grupların olmadığıdır – biz Suriye’de milyonlarca masum sivilin de hayatlarıyla oynuyoruz. 

Muhaliflerin kontrolünde olacak geçiş süreci alanları oluşturma fikrini politikaya yön verenlere daha cazibeli hale getirmek için, Suriye’nin silahlı muhalif grupları, sivil konseyleri ve sürgündeki siyasi figürler devrimlerinin en kritik sınavı ile karşı karşıyalar; kendilerini devamlı bir desteğe layık, esnek ve profesyonel ortaklar olarak kanıtlamaları gerekiyor. Kuzey Suriye’deki muhalif gruplar Nusret Cephe’sini aralarına bir müttefik olarak almalarının iki tarafı keskin bir kılıç olduğunu belki anladılar ancak bunun için beş yıl geç kaldılar. İdlib eğer Esed yanlısı koalisyonun zalimliğinden kurtarılmak isteniyorsa veya kapalı bir “Talibanistan” olmak istemiyorsa muhalif gruplar derhal bu bölgede alternatif bir plan oluşturmak zorundalar. Bugün Suriyeli bazı gruplar ABD liderliğindeki IŞİD’e karşı yürütülen savaşta anahtar birer müttefik olma şansına sahip, diğer gruplar da acil bir şekilde hala ellerinde bulunan toprakları ve temsil ettikleri insanları korumak için yapıcı bir şekilde çalışmaya başlamak ve bugünün yeni koşullarına adapte olmak zorundadır.

Şimdilik, Suriye’deki dış oyuncuların krizi büyük ihtimalle bizim çıkarlarımıza uymayan yeni bir döneme soktukları bir evredeyiz gibi görünüyor. İran, uzun zamandır uğrunda çalıştığı Şam diyarının hegemonyası idealine ulaşmaya çok yakın; Hizbullah Arap Baharından önce olduğundan da güçlü durumda; IŞİD 3.0’ın ortaya çıkışı için şartlar müsait hale gelmeye başladı; el-Kaide stratejisini ve misyonunu önümüzdeki uzun seneler daha Orta Doğu’yu etkisi altında tutacak derin bir istikrarsızlık ortamından en iyi şekilde faydalanacak yönde yeniledi. Eğer BM Soruşturma Komisyonu’nun elinde Esed’i bir savaş suçlusu olarak yargılamak için yeterli kanıt varsa, Esed’i eninde sonunda yüzleşeceği kaderinden koruyanlar biz olmamalıyız. 

Bu yazının orijinali 23 Ağustos 2017'de Asharq al-Awsat tarafından Arapça olarak yayımlanmıştır.

Tercüme: Mepa News