Hüseyin Abdul Hüseyin

Hüseyin Abdul Hüseyin

Yazar, araştırmacı, Ortadoğu analisti. New York Times, The Washington Post, Al Rai gibi gazetelerde yazıları yayımlandı.

Kürtler gerçekten de ABD'nin umrunda mı?

Iraklı Kürtlerin bağımsızlık isteği konusunda fikirlerini açıklayan devletler arasında pozisyonu en muğlak olan taraf ABD. Resmi açıklamalarda ABD, Kürtlerin bağımsızlığına karşı çıkıyor ve “Irak’ın bütünlüğünden” yanayız mesajları veriyor. Ancak resmi olmayan bir şekilde Irak’ın bütünlüğü Washington’un umrunda değil. 

Washington’daki en prestijli düşünce kuruluşlarından birisinin düzenlediği konferansta katılımcılardan birisi üst düzey Amerikalı devlet yetkilisine, ülkenin Irak’ta İran yanlısı milisler ile ortak hareket ederken Suriye’de aynı İran yanlısı milislerle çatışmalara girdiğini sordu.

Trump hükümeti yetkilisi, ABD’nin Orta Doğu’ya baktığında “uluslar” görmediğini, aksine bölgeye olan yaklaşımda “her köy ayrıdır” bakış açısının kullanıldığını ve bu sadece tek bir kuralları olduğunu, bu kuralın da “ABD müttefiki olan herkes mutlaka terörizme karşı savaşmalıdır” stratejisi olduğunu ve bunun ABD’nin stratejik çıkarlar listesinde en üstte bulunduğunu söyleyerek cevap verdi.

Bu tür bir politika ancak kısa vadeli bir çözümdür. ABD’nin müttefikliğini yapan her grup terörizme karşı savaş çatısı altında birleşip bu görev tamamlandıktan sonra bu müttefikler yarın ABD’den kendi ulusal çıkarları için yardım talep edeceklerdir ve işte tam bu noktada sorunlar başlayacaktır. 

ABD’nin Orta Doğu’da bir düzine müttefiki bulunmaktadır ve bunların hemen hepsi özellikle ABD müdahalesi sonrası Irak’ın durumunun bölgeyi 1. Dünya Savaşından bu yana görülmemiş şekilde sarsmasından sonra, kendi milli çıkarlarını korumak adına savaş vermektedir.

Tutarsız ABD Politikaları

Bu da ABD’nin müttefifkeri teröre karşı olan savaşın bedeli olarak kendilerine “geri ödeme” yapılmasını istediğinde Washington’un bölgedeki dengeleri korumak adına atacağı adımları çok dikkatli bir şekilde seçmesi gerektiği anlamına gelmektedir. ABD’nin tutarlı bir dış politika haritası oluşturma noktasında başarısız olduğu, 2011’de başlayan devrimin ardından parça parça bölünen Suriye konusunda artık belli olmuştur. 

Washinton Irak’taki stratejisini 2003 yılındaki savaştan bu yana birçok defa yeniledi. Başlangıçta, ABD Irak’ın bir müttefik ve komşularına örnek bir demokrasi olmasını, Irak’ın demokrasi sayesinde ne kadar başarılı olduğunu gören bölge halklarının da başlarındaki diktatörleri devirmelerini istedi. 

Ancak Amerika’nın Irak için hazırladığı planlar haddinden fazla “güllük gülistanlıktı”. Gerçek durum çok farklıydı ve Washington zor yoldan dostları ve düşmanları arasında ister yerel Iraklılar olsun ister diğer bölge güçleri olsun bir denge kurmasını öğrenmek zorunda kaldı. 

Taktik Değişimi

Kanlı Irak iç savaşı sırasında birçok ABD’li yetkili ülkeyi bir arada tutmanın imkansız olduğuna ve –Şii, Sünni ve Kürt bölgeleri olmak üzere—üçe ayrılmasının tek çözüm olduğuna inanıyorlardı. Irak’ın parçalanması gerektiğini savunanlar arasında o zaman Senatör olan ve Senatonun Dış İlişkiler Komitesi Başkanlığını yürüten Joe Biden da vardı. Tuhaf bir şekilde, Obama başkanlık için seçim çalışmalarına başladığında Joe Biden’ı yardımcısı olarak belirlerken özellikle kendisinin komite başkanlığı yaptığı dönemde elde ettiği dış politikalardaki deneyiminden faydalanmak istemişti. Obama başkan, Biden da yardımcısı olarak Beyaz Saray’a geldiklerinde, Obama Biden’ı Irak meselesiyle ilgilenen ekibin başına getirdi. Böylelikle Biden’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı olan Anthony Blinken, ABD’nin Irak’taki politikasına yön veren en yetkili kişi konumuna geldi. 

Biden Irak’ın bölünmesi gerektiğine inanmasına rağmen Obama’nın vizyonu galip geldi: ABD’nin bölgedeki geleneksel müttefiklerinin İran ile değiştirilmesi ve ABD’nin 2010 yılına gelmeden Irak’taki durumu göreceli olarak kontrol altına alma başarısının feda edilmesi ve ülkenin tamamen İran’ın kontrolüne bırakılması pahasına İran ile 79 öncesi İran-ABD ilişkilerine geri dönülmesi ülkenin bir numaralı önceliği halini aldı. 

Obama’nın Irak stratejisi Tahran’la iyi geçinmek üzerine kurulu olduğundan, aynı zamanda Kuzey Irak’taki Kürtlerin bağımsızlık hırslarına da gem vurulması gerekiyordu. IŞİD 2014 yılında Musul’u ele geçirip Bağdat ve Kerkük’e doğru hareket etmeye başladığında dahi ABD Irak yönetiminden ve dolaylı yollarla İran’dan gelen baskılar karşısında Iraklı Kürtlerin silahlandırılması planlarını rafa kaldırdı. Almanya sürekli olarak Iraklı Kürtlere silah yardımları yapmaya çalıştı ancak Obama Almanların bu girişimlerini büyük ölçüde engelledi. 

Obama’nın Gidişi Fırsat Yarattı

Obama bir süre sonra doğal olarak Kürtlerin düşmanı olarak görülmeye başlandı. Obama’nın bir diğer düşmanı ise İsrail idi. Hem Iraklı Kürtler hem de İsrail, Obama yönetiminin görev süresinin dolmasını ve Trump’ın başkanlık koltuğuna oturmasını harekete geçmek için ideal bir fırsat olarak gördüler: Irak Kürtleri bağımsızlık ilan edebilirdi ve İsrail de Batı Şeridindeki yerleşimci istilasının sınırlarını genişletirken bir yandan da Körfez ülkeleri ile barış görüşmeleri yapabilirdi. 

Trump hiç tartışmasız ABD tarihindeki en İsrail yanlısı Amerikalı başkandır. Trump Batı Duvarına gerçekleştirdiği ziyaretle bunu ilk defa yapan ABD başkanı olarak tarihe geçti. 

Trump’ın Ana Çıkarı

Trump’ın İsrail’e karşı gösterdiği özel ilginin Orta Doğu Politikasına olan bakışıyla hiçbir alakası yoktur. Kendisinin tek amacı 2020 seçimlerinde kurduğu bu özel bağ ile ABD’li Yahudi halkın oylarını ve desteğini kazanmaktır. 

İsrail’le yakınlaşmasına rağmen ABD yine de bölgedeki diğer müttefiklerinin çıkarlarını da göz önünde bulundurmak zorundaydı. ABD’nin bölgedeki müttefiklerinden Türkiye, Irak ve Katar Kürtlerin bağımsızlık isteklerine karşı durdu. ABD’nin düşmanlarından Rusya, İran ve Suriye de bu girişime itiraz etti. ABD’nin bölgedeki düşmanları ve müttefikleri arasından sadece İsrail ve BAE Kürtlerin bağımsızlığına destek verdi, Suudi Arabistan ise resmi olarak karşı çıkmasına rağmen kapalı kapılar ardında ülkenin meseleye çok da önem vermediği biliniyor. 

Böylesine karmaşık durumdaki stratejik pozisyonlar göz önüne alındığında (Kürtlerin bağımsızlığına ABD müttefiklerinin ikisi hariç karşıt olması, ve bunun yanında Trump’ın en gözde müttefiki İsrail’in bunu desteklemesi) ABD Kürtlere karşı kafası karışık ve tereddütle yaklaşmasına sebep oldu, bu aslında Trump hükümetinin dış politikalarının genel olarak hemen hepsinin özetidir. 

Kürtlerin Bağımsızlığı ABD için Tercih Edilir Bir Durum Değil

Trump ve İsrail’in Amerikalı dostları bir yana, ABD’nin Iraklı Kürtlerin bağımsız bir devlet kurmasından elde edeceği bir fayda yok. Washington için, Iraklı Kürtler ABD’ye sürekli olarak üç şey önerdiler: Günlük yarım milyar varil petrol üretimi, IŞİD’e karşı savaşma ve ABD’ye Irak’ın istikrara kavuşturulması sürecinde yardım.

IŞİD ile olan savaş sona yaklaştı. Iraklı Kürtlerin gayet olası bağımsızlığı Irak politikalarını dengesizleştiriyor. Bunlara ilaveten aynı zamanda Kürtlerin ithal ettiği petrolün çoğu Türkiye üzerinden geçtiğinden, Kürt petrolünün piyasaya olan akışının durması, bağımsızlık ilan etmesi halinde 5 komşu ülkenin sınır kapılarını kapatacağını ilan etmesi bu yeni devletin (denize kıyısı olmadığı için) belli bir kara parçasında sıkışıp kalacağını, petrol dahil her şeyin ithalatının duracağını işaret ediyor. 

Trump ve İsrail bir yana, ABD bölgedeki müttefiklerinin karşı tutumuna rağmen lehte bir duruş sergilemek için herhangi bir neden görmüyor zira, Kürtler Washington için ne kadar önemli olursa olsun, ne Amerika’nın NATO üyesi Türkiye ile bağlarının stratejik öneminden ne de ABD’nin uğrunda binlerce askerini kaybettiği ve trilyonlarca dolar harcadığı Irak’tan değerli değiller. 

ABD normal şartlar altında bağımsız bir Kürdistan’ın varlığından rahatsız olmaz. Ancak bu ABD’nin Kürtleri diğer çıkarlarını feda etmek pahasına açıktan destekleyeceği anlamına da gelmez. 

Kendini Olduğundan Fazla Görmek

Iraklı Kürtler, Orta Doğu’daki yerel aktörlerin sürekli yaptığı bir hataya düşerek, kendilerinin Amerikalıların gözündeki stratejik değerini fazla abartmış görünüyorlar. Belki de Kürtler İsrail ve BAE’nin ABD’yi bağımsızlıklarını destekleme konusunda ikna edebileceğini düşündüler. 

Kürtler halk arasında, İran Kürtlerin o zamanki bağımsızlık isteklerini bertaraf ederken, Mesut Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani’nin nasıl hem Amerikalılar hem de Sovyet Rusları tarafından hayal kırıklığına uğratıldığını hep anlatırlar. Süper güçler bölgedeki Kürtleri ve onların liderini belki de gerçekten sevdiler ancak bu sevdaları o zaman diğer bölgesel güçlerin çıkarlarından daha ağır basmadı. 

Belki de Irak Kürtleri bundan sonraki bağımsızlık girişimlerinde, kendilerine komşu olan ülkelerden en az bir tanesinin desteğini kazanmayı deneyip, paralarını süper güçlere ve kendileriyle sınırı olmayan bölgesel aktörlere yatırmaktan vazgeçerler. 

Uluslar oyunu, karmaşık bir oyundur. Kürtler bağımsızlık için ellerindeki kartların yeteri kadar güçlü olmadığının farkında değiller. Eğer bir gelecekte bir girişimde daha bulunacaklarsa ilk bağımsızlık referandumları sırasında ellerinde tuttukları kartlardan çok daha fazlasına ihtiyaçları olduğunu bilmeliler. Beyaz Saray Irak Kürtlerine “sevgilerini” gönderiyor olabilir ancak sevgi devlet kurmaya yetmiyor. 

Tercüme: Mepa News