PYD eş başkanı ABD basınına yazdı: Türkiye bize neden saldırıyor?

PYD eş başkanı ABD basınına yazdı: Türkiye bize neden saldırıyor?

Washington Post'a yazan PKK yöneticisi Mustafa, ABD yönetimine yardım çağrısında bulunarak ''Yok olmayı haketmiyoruz'' dedi.
Mepa Haber Merkezi
PKK'nın Suriye uzantısı PYD'nin 2017 yılı içerisinde yaptığı 'demokratik seçim'in ardından Salih Müslim ve Asya Abdullah'ın yerine eşbaşkanlığa seçilen Şahoz Hasan ve Hevi Mustafa ikilisinden örgütün feminist modelinin temsilcisi Hevi Mustafa isimli yöneticinin görüşlerine Washington Post'ta yer verildi. Sunulan makale Mepa News okurları için tercüme edildi.

BİZ SURİYE'DE DEMOKRASİYİ İNŞA ETMEYE ÇALIŞIYORUZ, TÜRKİYE NEDEN BİZE SALDIRIYOR?

Yazar: Hevi Mustafa


3 ay önce arkadaşlarımla birlikte ofisimde Rakka'nın İslam Devleti'nden temizlenişini kutluyordum. İslam Devleti savaşçıları müttefikimiz Amerika'nın yardımıyla birlikte Suriye Demokratik Güçleri(SDG) tarafından bozguna uğratılmıştı. O gün bizde büyük umutlar oluştu; güvenlik tehdidinin bertaraf edilmesinin ardından nihayet eğitim ve sosyal hizmetler için yatırımlara başlayabilecektik. Bir kadın olarak, diğer hemcinslerimin güçlenmesi hususunda oldukça hevesliydim özellikle de totaliter Suriye lideri Beşar Esad'ın yönetimi altında geçirdiğimiz sürecin ardından toplumumuzu gerçek bir demokrasiye dönüştürme konusunda kadınların rolünün hayati olduğunu düşünmekteydim. Zaman içerisinde görevim; etnisite, din ve siyasi görüş ayrımı yapmadan insanlara güvenlik ve sosyal hizmetleri ulaştırmak için 15 idari yönetime danışmanlık yapmayı kapsayacak şekilde genişledi.Erkeklerin olduğu gibi kadınlarında mühendislik ve sosyal bilimler alanında öğretim görebileceği yeni üniversite bu zamana kadar başardıklarımızın arasında yer almaktadır. 

Bugün yine aynı ofiste oturuyorum, fakat şu an Türk jetleri bizi bombalıyorlar ve Türk topçusu evlerimizi bombardımana tutuyor. Bölgedeki yerel görevlilerden Türkiye'nin bölgemizin içlerine doğru ilerlediği uyarılarını alıyoruz, muhtemelen Afrin şehrini almayı umuyorlar. Türkiye bizi PKK'nın bir dalı olmakla itham ediyor. Tüm bölge liderleri ve Birleşik Devletler yetkilileri bu suçlamaları reddetmesine rağmen Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Afrin'e karşı olan savaşını sürdürmekte oldukça kararlı gözüküyor. O bize karşı yaptığı bu müdahale ile kendi vatandaşlarının onun otoriter idaresi üzerindeki dikkatini dağıtmaya çalışmakta.

Bölgemiz etnik ve dinsel olarak oldukça çeşitli durumda. Nüfusumuz; Kürtlerden, Araplardan, Ermenilerden, Yezidilerden ve Alevilerden oluşuyor. Pek çoğumuz Türk Devleti tarafından Türk olmayan kişilere 1. Dünya Savaşı sırasında uygulanan soykırımın hayatta kalabilenlerinin torunlarıyız. Bütün bu toplulukların hepsi Türkiye'deki İslami hükümetin ve onlarla bağlantılı cihatçı grupların etnik temizlik tehdidine rağmen Afrin’den ayrılmayı reddettiler. Bahsedilen bütün bu topluluklar demokratik alternatif bir Suriye için birlikte çalışıyorlar.

Erdoğan bu özgürlüğü yok etmek istiyor ve ona bağlı güçler şimdiden 18 sivili öldürmüş durumdalar. Görünürde Birleşik Devletler’in müttefiki olan Erdoğan, cihatçı çeteleri kullanarak Afrin’de bulunan demokratif inisiyatifi bertaraf etmeye çalışmaktan utanmamaktadır. Yalnızcaİdlib-Türkiye sınırında El Kaide’nin filizlenmesini sağlamamış buna ek olarak onlarla koordineli çalışmış ve Türk birliklerinin bölgemize girişini sağlamıştır. Erdoğan El Kaide ile savaşmıyor – onlarla birlikte çalışıyor. 

2011 yılında Esad rejiminin çözülmeye başlamasının ardından, bölgedeki demokratik siyasi kurumlarımız İslam Devleti’nin barbarlığına ve Suriye İç Savaşı’nın kaos ortamına karşı yorulmak bilmez bir şekilde insanların demokrasi ve güvenlik için mücadele etmesini sağlamıştır. Biz kendi öz savunma birliklerimizi oluşturduk ve evrensel insan haklarına uygun olarak hareket ettik. Suriye’nin diğer kanunsuz bölgelerinde sıklıkla bir kişinin hem yargıç hem jüri hem de cellat rolünü üstlenmesine rağmen güvenlik güçlerimiz yargısız infaz yapmamaktadır. Öz savunma güçlerimiz yalnızca parlamentonun aldığı kararlara bağlı bir şekilde hareket etmektedir. 

İslam Devleti’nin bölgemizi hiç ele geçirmemesi hasebiyle buradaki Amerikan varlığı kısıtlı kaldı ve gerçek şu ki ironik olarak şu an bunun bedelini ödüyoruz. Suriye’de bazı diğer bölgelerin aksine bölgemizde Amerikan üsleri veya gözlemcileri bulunmamaktadır.  Bu durum Erdoğan’ı ‘terörizme karşı savaş’ bahanesiyle bize karşı operasyon yapmaya cesaretlendirmiştir. Onun iddiasına göre tüm Kürtler doğdukları andan itibaren teröristtirler. Fakat bugün Erdoğan tarafından saldırıya uğrayan yalnızca Kürtler değildirler. Terör suçlaması nedeniyle Türkiye’deki değişik çevrelerden barış yanlısı siyasi aktivistler hapse atılmışlardır.

Erdoğan’ın hırslarını kısıtladığımız, demokrasi ve özgürlük için mücadele ettiğimiz için yok olmayı haketmiyoruz. İslam Devleti’ni ve El Kaide’yi bölgemizden uzak tuttuğumuz için yok olmayı haketmiyoruz. Türkiye’yi komşu olarak görüyoruz ve halkıyla iyi ilişkiler içinde olmayı umuyoruz.  Türkiye’de İslamcı diktatör Erdoğan hükümeti ve bastırılmış halkı aynı kefeye koymuyoruz. Bu tarz bir ayrımın ABD ve Avrupa’da ki dostlarımız tarafından da yapılacağını umuyoruz. 

Birleşik Devletler’in diplomasisi Türkiye’yi çok az etkilemiş gözüküyor ve bu durum sürpriz değil. Erdoğan, Esad rejimine demokratik alternatif oluşturacak bir yapıyı desteklemekte başarısız oldu ve Birleşik Devletler’in Suriye’de El Kaide’yi yenmesine yardım etmeyi reddetti.  Bizim güçlerimiz ise şu an El Kaide’nin yoğunlaştığı bölgelerden ‘demokratik zihne’ sahip birçok Suriyeliyi askere aldı ve Birleşik Devletler ile birlikte bu küresel güvenlik tehdidini bertaraf etmek için hazırlandı. Bunun gerçekleşmesi ise, bölgedeki güçlerimizle yakın bir iş birliği içerisine girilmesi ve Suriye Hava Kuvvetleri’nin SDG hedeflerini vurmasını engellemek için Rusya ile ABD arasında yapılan uçuşa yasak bölge anlaşmasının bir benzerinin ABD tarafından uygulanması ile olacaktır. Fakat Washington çabuk hareket etmeli. Vakit daralıyor.