Tahriru'ş Şam'dan askerlerine 'nasihat'

Tahriru'ş Şam'dan askerlerine 'nasihat'

"Biz değişmedik, lakin proje değişti, merhale değişti, ve her durumun kendisine özgü gereklilikleri vardır."
Mepa Haber Merkezi
Suriye askeri muhalefetinin en geniş ve organize grubu olan Heyetu Tahriru'ş Şam (HTŞ)- Şam'ı Özgürleştirme Heyeti, yapı içindeki savaşçılara hitaben bir 'nasihat' yazısı paylaştı. 

Şeriat komitesi üyelerinden Ebu Abdullah el Şami'nin kaleminden paylaşılan yazıda, Suriye'de henüz genç bir yapılanma olan HTŞ'nin siyasi duruşu, diğer muhalif gruplara bakışı ve vizyonu hakkında önemli veriler bulunuyor. 

Metinde, yapılanmanın Nusra Cephesi'nin yeni bir versiyon yada uzantısı olmadığı vurgulanırken, "birden fazla imajı, renkleri ve görüşleri Sünni bir blok" oluşturmak istendiği belirtiliyor. HTŞ'nin diğer muhalif grupları 'yutma' projesi olmadığını belirten şer'i üye, yeni oluşumun bir 'taviz' olmadığının altını çiziyor.

Kendilerini "Ehl-i Sünnet'in çatı grubu" olarak niteleyen Ebu Abdullah el Şami, yapının ortak paydalarını şu şekilde sıralıyor: 

1- İslam’ın hükmünün gelmesi için değişim, rejimin devrilmesi için cihad devriminin sürdürülmesini benimsenmesi. 
2- Ezilmiş Müslümanların dinlerine, namuslarına, canlarına, mallarına ve varlıklarına saldırıları def etmek. 
3- Değişim yolu olarak demokrasiyi benimsememek.
4- Muhacirler dosyası üzerine pazarlığı kabul etmemektedirler. 
5- Harici taraflarla ilişkiler geliştirmeye çalışmakla birlikte, bu devletlerin kararlarının esiri olmayacak, bilakis cihadın ve Müslümanların maslahatlarını koruyacak şekilde ictihadları gereğince bir ilişkiyi geliştirmek. 


"Biz değişmedik, lakin proje değişti, merhale değişti, ve her durumun kendisine özgü gereklilikleri vardır." ifadesini kullanan Ebu Abdullah, Ehli Sünnet'i savunma seferberliği içinde olduklarını belirterek 'iyi ve facir herkesin' bu cephe içinde yer alması gerektiğini savundu. 

Düşmanın kendileri içinde bir ayrıma gitmediğini belirten Ebu Abdullah, 'ortak mücadele' vurgusunu bir takım tarihsel örneklerle destekledi. Haçlılara karşı savaşan Selahaddin Eyyubi ve  Moğollara karşı savaşan Seyfeddin Kutuz'un ordusunda günahkar kimselerin de bulunduğunu ifade eden Ebu Abdullah, bu ordulara ‘Taifetu’l-Mansura’* yakıştırmasında bulunulduğunun altını çizdi. 

Ebu Abdullah eş-Şami'nin HEYET TAHRİRU’Ş-ŞAM ASKERLERİNE NASİHAT başlığı ile yayımlanan yazısı: 

Tüm sevgili kardeşlere…

Heyet Tahriru’ş-Şam projesi, -Fethuş-Şam cephesi’nde olduğu gibi- Cephetu’n-Nusra’nın yeni bir versiyonu değildir. Heyet’i oluşturan cemaatlerin eski yapılarının yeni bir uzantısı da değildir. Projemiz, tek bir imaj, tek bir renk, tek bir örgütün retoriği, tek bir fikri görüş ya da en azından yakın görüşlerin bulunduğu bir cemaatten; birden fazla imajı, renkleri ve görüşleri Sünni saf içerisinde bir araya getiren birleşmeci bir yapının projesine geçiş ve yükselmedir. Onları birleştiren şey, İslam gölgesi ve Ehli Sünnet çatısı altındaki ortak paydalardır. Bu paydalar, İslam’ın hükmünün gelmesi için değişim, rejimin devrilmesi için cihad devriminin sürdürülmesini benimsemeleridir. Bu cihadlarıyla, Nusayri ve müttefiklerinden olan kâfirlerin mustazaf Müslümanların dinlerine, namuslarına, canlarına, mallarına ve varlıklarına saldırılarını def etmeyi hedeflemektedirler. Değişim yolu olarak demokrasiyi benimsememektedirler. Muhacirler dosyası üzerine pazarlığı kabul etmemektedirler. Harici taraflarla ilişkiler geliştirmeye çalışmakla birlikte, bu devletlerin kararlarının esiri olmayacak, bilakis cihadın ve Müslümanların maslahatlarını koruyacak şekilde ictihadları gereğince bir ilişki geliştirmeyi amaçlamaktadırlar. 

Heyet’in yapısı bu ortak paydalar üzerine kuruludur. Heyet, Şam’da bulunan Ehli Sünnet’in, kendilerine saldıranlara karşı imkân nispetince güç toplamasını amaçlamaktadır. Bunu kavrayan kimse, bunun bir gereği olarak, daha önceki Cephe ve diğer cemaatlerin ve bugün Heyet’in bulunmuş olduğu durumun farklılığını idrak edecektir. Mesele, -bazılarının tasavvur etmeyi, kanaat getirmeyi ya da itham etmeyi istedikleri üzere- tavizlere batmak değildir. Aynı şekilde -başka bir tarafın yaymaya çalıştığı üzere- Cephe tarafından bu projeyle diğer grupların yutulması da değildir. Bu yapıyı oluşturan cemaatlerin -kaçınılmaz olarak- eski yapılarına benzemeyen yeni projenin yapısına hakiki bir yönelimdir. Bundan, medya alanında, hitap üslubunda, siyasetinde, intisap için örgütsel şartlarında ya da kavrama yapısında yeni projenin yapısına uygun değişimler doğmaktadır. Burada, bazılarının değişimi hissetmelerinde şaşılacak bir şey yoktur; şaşırtıcı olması gereken ise bir değişimin olmamasıdır.

Yeni proje, Cephe, Zenki, Ahrar, Livau’l-Hak, Türkistan, Ensaruddin ya da Ceyşu’s-Sunne değildir; bilakis proje, bunların hepsinin ve Allah’tan bizi kendileriyle birleştirmesini dilediğimiz başkalarının birleşmeleridir. Tüm bu yapıların, sabitlerini koruyarak ve Ehli Sünnet’in maslahatını diğer maslahatların önüne geçirerek çalışılması gereğince kapsayıcı bir çerçevede bir araya gelmeleridir. Proje, cemaatten, (devrimci, Sünni, mücahid) Müslüman olan birçok cemaatin birleştiği bir yapıya yükselme şeklinde belirginleşmektedir. Metodu, genel İslam’dır. Bugün Şam’da yürütülen bu varlık savaşında cihad yolunda sözün birleşmesine çalışıp Ehli Sünnet arasında ihtilaflarla engeller oluşturmamaktadır.

Biz değişmedik, lakin proje değişti, merhale değişti, ve her durumun kendisine özgü gereklilikleri vardır. Bu projenin evlatlarının, bulunmuş oldukları merhalenin yapısını, geçmiş oldukları projenin yapısını ve meydan okumaların tabiatını idrak etmeleri gerekir. Öncelikle bunu teorik olarak idrak etmeli, sonra psikolojik olarak onunla uyum sağlamalı ve kendilerini amelle meşgul edip, yolun yapısı, eleştiricilerin ve muhaliflerin sözleriyle meşgul olmamalıdırlar. Evet onu kuranların, varlıklarını hedef alan bu savaşta Ehli Sünnet’in yapısını koruyacak bir nüve oluşturmayı hedefledikleri bu projenin başarılı olması için çalışmalıdırlar. Bu projeye girerek Ehli Sünnet’in yapısını himaye etmeyi amaçlayanlar, (yapıdaki herkes hakkındaki zannımız budur) Ehli Sünnet’i kuşatacak bir projenin daha önceki herhangi bir cemaatin potasında tamamlanmasının mümkün olamayacağını anlamalıdır. Cemaatlerin örgütsel retorikleri –bazıları buna ideoloji diyor- bu projeyi ve sahiplerini kuşatamayacaktır. Şöyle ki, sen saldırganı def etme savaşındasın, bunun için iyi ve facir herkesin seferber olması gerekir. Buna icabet edenler, Allah’ın izniyle Taifetu’l-mansura’dandır.

 Bugün Nusayrilere karşı duran Ehli Sünnet’in saflarında açıktan günah işleyenler de bulunmaktadır. Bizim bu kimselere karşı kuşatıcı davranıp Allah’ın bize pazarını açmış olduğu Allah’a davet yönüyle muamelede bulunmamız ve bunlardan ayrışmaya gitmememiz gerekir. Bizler şer’i olarak terk etme sadedinde değiliz, bilakis dini ve dünyayı ifsat eden saldırganı def etmek için toplanma sadedindeyiz.

Bugün Ehli Sünnet’in, Rafızi, Nusayri ve müttefiklerinden olan düşmanlarına karşı yürüttükleri savaşları; bununla birlikte Müslüman safları içerisinde yan savaşlara girişmemizi ve biriken çabaları parçalayıp zayi edecek ihtilaflı meseleler etrafında çekişilmesini asla kaldırmayacaktır. Allah’a davet ile; Allah’ın kullarına karşı büyüklenerek ve insanları, kurtulanlar ve helak olanlar olarak sınıflandırarak değil birbirimizin elinden tutarak... Düşman yurda ulaştığında, -müntesip olduğumuzu iddia ettiğimiz Ehli Sünnet’in fıkhının kuşatacağı meseleler üzerine aramızdaki ihtilaflarla ayrıma gittiğimiz gibi- ayrıma gitmeyecektir.

İsimleriyle iftihar ettiğimiz komutan ve âlimlerin tarihine bir göz attığımızda, geçen durumları net bir şekilde anlarız. Selahaddin Eyyubi (rahimehullah) İslam ehlini bir araya getirmiş ve onları haçlılara karşı seferber etmiştir. Oysaki onun ordusunda günahkâr vb. kimselerin yanında Eşari ve sofiler de bulunmaktaydı. Kutuz ve diğer Memluk komutanları (Allah hepsine rahmet etsin), tasavvuf ve Eşarilikle birlikte hatta fücur ve masiyetlerle birlikte İslam ehlini Tatarlarla mücadeleye sokmuştur. Bununla birlikte –ismini çokça anıp menhecini uygulamadığımız- Şeyhu’l-İslam’ın fıkhı, onları ‘Taifetu’l-Mansura’ olarak adlandırıp kendisini de onların emirliği altında bir asker sayması olmuştur. İzz b. Abdusselam’ın tutumu da bundan farklı olmamıştır. İslam ehlinin başına gelen bu karanlık dönemlerde büyük imamlarımızın yaptığı hep bu olmuştur.

Hamd âlemlerin rabbi olan Allah’adır.