Hobbes'un Mutlakçı Devlet Anlayışı

Hobbes'un Mutlakçı Devlet Anlayışı

Hobbes, devleti doğal olmayan yapma bir cisim olarak belirler.
Mepa Haber Merkezi

İngiliz filozofu Thomas Hobbes (1588-1679) Leviathan adlı yapıtında devleti doğal olmayan yapma bir cisim olarak belirler. Hatırlanacağı üzere Eskiçağ devlet kuramlarında devlet doğal bir varlık olarak belirlenmişti. Siyaset felsefesini mekanik ilkeler üzerinde kurmak isteyen Hobbes’a göre devletin egemenliği mutlak olmalıdır. Devlet doğadaki cisimlerin bir araya gelerek şeyleri oluşturması gibi insanların bir araya gelerek oluşturduğu bir şeydir. Hobbes’a göre devletin doğal bir cisim değil de yapma bir cisim olması onun varlığının zorunlu olmadığı anlamına gelmez, tersine devletin varoluşu zorunludur. “İnsanın bütün eylemleri zorunlu nedenlerle belirlendiğinden, devlet de zorunludur” (Dinçer 2010, s. 194). Devleti zorunlu nedenlerin etkisi olarak görmek Hobbes’un devleti mekanik ilkeler üzerinde açıklama çabasını gösterir. İşte Hobbes da devletin bu zorunlu varoluşunu açıklamıştır. Başka bir deyişle, devletin varoluşundaki zorunluluğun nedenlerini ortaya koymuştur. 

Hobbes’a göre devlet varlığı zorunlu olan ve insanların bir araya gelmesinden oluşan doğal olmayan, yapma bir cisimdir. 

Hobbes devletin bu zorunlu varlığını temellendirmek için bir varsayımdan hareket eder. Bu varsayım doğa durumu varsayımıdır. Hobbes’a göre doğa durumu bir savaş durumudur. Leviathan’da Hobbes doğa durumundaki insanların sınırsız erklerini bir kişi ya da kurula devretmelerinin nedenlerini ortaya koyar. Hobbes devletin varlığını anlayabilmek için önce insanı anlamak gerektiğinden söz eder ve insan anlayışından hareketle devlet görüşünü biçimlendirir. İnsan doğal olarak sahip olduğu özelliklerinden ilki de durmak bilmez olan ve ancak ölümle sona eren bir güç arzusudur. 

Hobbes bir savaş durumu olan doğa durumunu şöyle betimler: Her insanın doğadan aldığı hakla her şey üzerinde hakkı vardır. Doğa durumu hiçbir üst yetkenin ve doğa yasaları dışında yasaların bulunmadığı, mutlak özgürlüğün ve mutlak eşitliğin geçerli olduğu bir savaş durumudur. “Bu durumda, herkes kendi kendi aklıyla hareket ettiği ve kendi hayatını düşmanlarına karşı korumak için ona yardımcı olabilecek her şeyi kullanabileceği için böyle bir durumda, herkesin her şeye hakkı vardır” (Hobbes 1993, s. 97). Ancak Hobbes’a göre eğer herkesin her şey üzerine hakkı varsa yani “Herkesin her şey üzerindeki bu doğal hakkı devam ettiği sürece, ne kadar güçlü ve akıllı olursa olsun, hiç kimse, doğanın normalde insanların yaşamalarına izin verdiği sürenin sonuna kadar hayatta kalma güvencesine sahip olamaz.” (Hobbes 1993, s. 97). Bu, insanın hiçbir şey üzerinde hakkı olmamasını da beraberinde getirir. Çünkü bir şey üzerinde bir başkası da sizinkiyle aynı güçte ya da daha güçlü bir hakka sahipse sizin o şey üzerinde hak sahibi olmanızın bir anlamı olmaz der. Böylece her şeyin üzerinde herkesin hakkı olduğu bir durum ortaya çıkar. Bir kişi bu hakka sahip olmak için bir başkasına saldırırsa karşısındaki de aynı şey üzerindeki hakkıyla ona karşılık verir. Bu yüzden insanlar doğa durumunda sürekli bir güvensizlik içinde yaşamaya başlarlar. Herkesin her şey üzerinde doğa gereği hakkı bulunduğu bu doğa durumu sınırsız bir özgürlük durumudur ve bu sınırsız özgürlük de bu durumdaki güvensizliğin nedenidir. Bu güvensizlik de savaş durumuna yol açmaktadır. “İnsanlar, hepsini birden korku altında tutacak genel bir güç olmadan yaşadıkları vakit, savaş denilen o durumun içindedirler; ve bu savaş herkesin herkese karşı savaşıdır. Çünkü savaş sadece muharebeden veya dövüşme eyleminden ibaret olmayıp, mücadele etme iradesinin yeterince güçlü olduğu bir zaman süresinden oluşur” (Hobbes 1993, s. 94). 

Hobbes yapıtının adını kutsal kitapta geçen Leviathan adlı bir devden almış ve devlet denilen varlığı ona benzetmiştir. 

Hobbes’un doğa durumu varsayımı bütün insanların her şey üzerinde sınırsız bir özgürlükle hakkının olduğu ve bu yüzden de güvensizlik içinde yaşadıkları durumdur. 


Hobbes’a göre doğa gereği herkes kendi iyiliğini istediği için böyle bir savaş ve güvensizlik durumunda, yani herkesin her şey üzerinde hakkının olduğu bu doğa durumunda yaşamak isteyen herkes kendi kendisiyle çelişkide demektir. Bu durum insanların doğaları gereği kendi iyiliğini istemesine aykırı bir durumdur. Bu yüzden Hobbes bu durumu herkesin herkese karşı savaşı olarak da betimler. Böyle bir durumda “İnsan insanın kurdudur” (Homo homini lupus). Bunun sonucu olarak da doğa ya da savaş durumunda “Hep şiddetli ölüm korkusu ve tehlikesi vardır; ve insan hayatı, yalnız, yoksul, kötü, vahşi ve kısa sürer” (Hobbes 1993, s. 94). 

Hobbes doğa durumundaki herkesin herkese karşı savaşı durumunu Latince homo homini lupus, yani İnsan insanın kurdudur sözleriyle dile getirir. 

Hobbes’a göre barış için, insanın kendi can ve mal güvenliği için, yani insanın kendi iyiliği için, karşılarındakiler de aynı şeye razı olduklarından, herkesin her şey üzerindeki hakkından kendi isteğiyle vazgeçmeye razı olması gerekir. Hobbes “İnsan, başkaları onun üzerinde ne kadar özgürlüğe sahipse, kendisi de başkaları üzerinde o kadar özgürlüğe sahip olmakla yetinmelidir” der. Çünkü her insan her istediğini yapma hakkını elinde tuttukça tüm insanlar savaş durumunda olacaklardır. Eğer kimileri kendi haklarından vazgeçmek istemezlerse hiç kimse kendi hakkından vazgeçmeye razı olmayacaktır. Hobbes tüm insanların ortaklaşa sahip olduğu bir yasayla bu durumu dile getirir: “Sana yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapmayasın” Dolayısıyla doğa durumu insanın varlığını sürdürme isteğine aykırı ve tehlikeli, güvensiz bir durum olduğundan, insan herkesin güvenliğini sağlayan, herkesin kendi varlığını sürdürmesini güvence altına alan bir düzen arar. Doğa durumunun bir savaş hâli olmasının nedeni, nasıl insanın doğal yapısıysa (insanların doğaları gereği eşit olmaları ise) aynı şekilde bu durumdan çıkış nedeni de yine insanın doğal yapısından kaynaklanmaktadır. Akılla bulunan temel doğasının ilk kısmı “Barışa kavuşmak için barışı ara” demektedir. 

Hobbes’a göre böyle bir düzen arayışı insanları aralarında sözleşme yapmaya götürür. Hobbes’a göre böyle bir sözleşme yurttaşlar arasında yapılan bir yurttaşlık sözleşmesidir ve toplum hâline geçmek için yapılır. Toplumsal düzene geçmek için yapılan bu sözleşmeye “toplum sözleşmesi” denir. Hobbes’a göre tek tek her insanın herkesle yaptığı bir anlaşma olan bu sözleşmeyle bireyler doğal haklarını bütün gücü elinde bulunduran Leviathan’a (devlete) bırakırlar. Hobbes “Haklarından karşılıklı olarak vazgeçen iki ya da daha çok insanın bu edimine, sözleşme” der. Bu sözleşmeyle bireyler kendilerini koruma hakkı dışında bütün haklarından vazgeçerler. Yalnızca kendini koruma hakkından vazgeçemezler, çünkü bir insanın kendini korumaktan vazgeçmek üzere yapacağı her türlü sözleşme geçersizdir. Bu sözleşmeyle doğa durumundan çıkılır ve toplum hâline geçilir. Toplum hâli ise toplumsal düzen içinde yaşamak demektir. Doğa durumundan toplum durumuna ve devletli yaşama geçiş sözleşmeyle başlar. 

Hobbes, doğa durumunda güvensizlik içinde yaşayan bireylerin güvenliklerini sağlamak üzere yaptıkları sözleşmeye toplumsal düzenin temeli olması dolayısıyla toplum sözleşmesi der. 

Toplum sözleşmesiyle bireyler zora başvurma yetkisini ve gücü daha üst bir yetke olarak boyun eğecekleri kişiye ya da kurula bırakmak üzere aralarında anlaşırlar. Toplum sözleşmesiyle böylece devlet kurulmuş ve doğa durumundan “yurttaşlık durumu”na geçilmiş olur. Bireylerin birbirine aykırı olan özel birçok istençlerinin yerini tek ve genel bir istenç alır. Böylece doğa durumundan çıkmak üzere yapılan toplum sözleşmesini Hobbes devletin zorunluluğunun temeli olarak görür. Başka bir deyişle, toplum sözleşmesiyle devletsiz aşamadan devletli aşamaya geçilmiş olur ve bu geçiş de doğa yasası gereği zorunludur. İnsanları yabancıların saldırısından ve kendi aralarında doğacak anlaşmazlıklar sonucu birbirlerine verecekleri zarardan korumanın tek yolu, bireylerin bütün yetki ve güçlerini, bütün istençlerini tek bir istence, tek bir insana ya da tek bir kurula devretmeleridir. Hobbes’a göre bu anlaşmadan da öte bir şeydir, bu “herkesin tek bir kişide gerçekten de birleşmesi demektir”. Bu sözleşmeyle herkes kendisini yönetme hakkını bu tek istence, yani Leviathan’a bırakır. “Herkes herkese senin de haklarını ona bırakman ve onu bütün eylemlerinde aynı şekilde yetkili kılman şartıyla, kendimi yönetme hakkımı bu kişiye ya da heyete bırakıyorum” (Hobbes 1993, s. 130) ve onu yetkili kılıyorum dermişçesine bütün hepsinin bir ve aynı kişide, herkesin herkesle anlaşması sonucu gerçekleşen insanlar topluluğuna “Devlet” ya da “Civitas” denilir. Leviathan ya da devlet barışımızı ve korunmamızı borçlu olduğumuz varlıktır. Devlet herkesten aldığı yetke ve güçle herkesin istencini biçimlendirme olanağına sahip mutlak bir güçtür. Burada şunu da belirtmek gerekir: Sözleşmede taraflar egemenle yurttaşlar değil, yurttaşlarla yurttaşlardır. Yurttaşlar aralarında yaptıkları anlaşmayla bir kez haklarını egemen bir güce devrettikten sonra artık bir daha egemen gücün buyruklarının dışına çıkamazlar ve anlaşmayı geçersiz kılamazlar. 

Hobbes’a göre bireylerin her biri tek tek birbirleriyle anlaşmaya vararak devletin eylemlerinin yapıcısı olmuşlardır. Bunu yapmaktaki amaç da başta bulunan bu tek kişinin ya da kurumun onu ortaya çıkaran insanların gücünü ve istençlerini, yine onların güvenliğini ve ortak korunmalarını sağlamak üzere uygun bulduğu biçimde kullanabilmesidir. Bu tek istencin kendisinde toplandığı insana “hükümdar” denir ve egemenliği onun elinde tuttuğu söylenir. Öteki insanların her biri de onun uyruğu olur. 

Hobbes’a göre devlet, bireylerin bir sözleşmeyle haklarını ve güçlerini devrettikleri, bütün insanların istançlerini kendinde toplayan ve onlar adına karar verme yetkisini elinde bulunduran mutlak güçtür. 

Hobbes’un devlet anlayışına göre doğa durumunda “hak”, “haksızlık” “iyi”, “kötü”den söz edilemez, çünkü her insan kendi varlığını korumaya yarayan şeyi iyi ve haklı bulacaktır. Bu yüzden ancak devletin ortaya çıkışıyla birlikte hak ve haksızlıktan, mülkiyetten söz edilebilir. Adalet devletin kuruluşuyla ortaya çıkar. Adalet ise hakkaniyet ilkesine göre belirlenir. Adalet herkese, ona ait olanı, akla göre vermek, paylaştırmak ya da düzeltmektir. Hobbes ayrıca Eskiçağ’da ileri sürülmüş olan insanların doğal olarak eşit olmadıkları görüşüne karşı çıkarak, insanların doğa gereği eşit olduklarını ileri sürer. Ayrıca hiç kimse ayrıcalık talebinde bulunamaz. Toplum aşamasında ortaya çıkan ortak haklar herkes tarafından eşit ölçüde kullanılabilmelidir. Bütün bunlar doğa yasası tarafından belirlenirler ve doğa yasası da akıl yasası demektir. “Doğa yasaları yalnızca güvenlik olduğunda, yani devlet olduğunda bağlayıcı olabilir” (Toku 2005, s. 191). Doğa yasaları doğa durumunda sadece vicdan gereği bağlayıcıyken, fiilen sadece sözleşmeden sonra bağlayıcı hâle gelirler. Bu doğa yasaları da öncesiz ve sonrasızdır, değişmezler. Aklın buyruğu olan doğa yasalarını pozitif yasalar olarak görmemek gerekir. Pozitif yasalar başkalarına buyurma yetkisi olan bir kişinin istencini yansıtırlar. Bu yüzden de öncesiz- sonrasız ve değişmez değildirler. 

Hobbes egemenliğin dağıtımı konusunda da üç tür yönetim biçiminden söz eder. Egemenlik tek bir kişideyse yönetim biçimi monarşi, egemenlik belirli bir grup tarafından temsil ediliyorsa yönetim biçimi aristokrasi, egemenlik hakkının temsili herkeste ya da çoğunluğun seçimiyle belirlenmiş bir heyetteyse yönetim biçimi demokrasi olacaktır. Başka siyaset kuramlarınca belirtilen tiranlık ve oligarşi gibi yönetim biçimleri aslında ayrı biçimler olmayıp monarşi ve aristokrasinin kötü olduğunu düşünenlerce verilmiş adlardan başka bir şey değildir. İnsanlar sözleşmeyle egemenlik hakkını bir monarka da devrebilirler, bir gruba da devredebilirler, ama Hobbes’a göre en kötü yönetim ya da devlet biçimi bile devletsizlikten iyidir. 

Hobbes akıl yasası olan doğa yasalarını konulmuş olan pozitif yasalardan ayırmakta ve doğa yasalarının değişmez, öncesiz-sonrasız olduğunu, oysa pozitif yasaların öncesiz-sonrasız olmayıp değişebileceğini ileri sürmektedir. 

Hobbes’a göre devletin gücü mutlaktır ve egemenin hiçbir eylemi onun uyrukları tarafından eleştirilemez. Çünkü egemen güç uyruklarının toplam istencini yansıtmaktadır. Her türlü güç ve yetki egemenlik hakkı demek olan devletindir. Devletin hakları mutlaktır, bölünemez ve devredilemez. Egemen gücün mutlak ve sınırsız haklara sahip olması yurttaşların özgürlüğü ile çelişmez; çünkü sözleşmeyle egemen güce haklarını devreden yurttaşların kendileridir. Devletin yıkılmasına neden olabilecek başlıca sebepler de gücün mutlak olmaması, iyi ve kötünün ne olduğunun devlet tarafından değil, yurttaşlar tarafından belirlenmesi, egemen gücün de yasalara bağlı kılınması, yurttaşların sınırsız mülkiyet hakkına sahip olması, egemenliğin bölünmesi demek olan güçler ayrılığı ve devletin egemenliğine koşut olabilecek bir dinsel iktidar ortaya çıkması durumudur. Bütün bunlar devleti zayıflatacak nedenlerdir. 

Hobbes devlete sınırsız haklar tanıyan bu anlayışı yüzünden “mutlakçı” devlet tasarımı ortaya koymuş bir filozof olarak görülerek eleştirilmiştir. Onun devlet tasarımı doğa durumu ve toplum sözleşmesi varsayımları üzerinde temellenir. Doğa durumu da toplum sözleşmesi de Hobbes tarafından varsayımlar olarak ele alınmış, tarihsel durumlar olarak öne sürülmemiştir.

Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM