Auguste Comte ve Pozitivizm

Auguste Comte ve Pozitivizm

Comte sosyolojiyi tanımlarken onun fizik ya da kimya gibi fiziksel dünyanın incelenmesinde kullandığı bilimsel yöntemleri kullanması gerektiğine inanıyordu.
Mepa Haber Merkezi

Sosyoloji ve pozitivizmi tek bir isimde birleştirdiğimizde karşımıza sadece Auguste Comte çıkar ki; o sosyolojinin tarihsel gelişimi içerisinde sosyolojiye önemli adımı attıranlardan olup geliştirdiği olguculuk bakış açısıyla tarihte ve bilim dünyasında önemli bir yere ismini yazdırmıştır. Peki, kimdir Auguste Comte?

Auguste Comte sosyoloji ismini öne süren ilk sosyologdur. Sosyoloji onun zamanına kadar ‘’toplumsal fizik’’ olarak anılıyordu. Olguculuğun ve sosyolojinin kurucusu olarak kabul edilmiştir. Bugün de üniversitesi ile tanınan Montpellier’de doğdu. (Montpellier: bu günkü Fransa’nın eski şehirlerinden biridir.) Vergi memuru olan babası ve annesi, kralcı ve koyu katolikti. O dönemde Fransa’da yayılan cumhuriyetçiliğe ve kuşkucu görüşlere karşıttılar. Comte bu çatışmalı ortamda tarafını belirleyip Katolik Kilisesi’ne ve kralcı yönetime karşı çıktı. Bu karşı duruş onun fikirleri hakkında bilgi vermesi konusunda önemlidir. Daha sonra Paris’e dönerek öz ders bir gurubuna ders vermiştir. Bu girişim ruh sağlığı yüzünden yarıda kalmıştır. 1827 yılı başlarında Sen nehrine atlayarak intihar girişiminde bulundu ama başarılı olamadı. Bu intihar girişimi onun geçirdiği ruhsal sorunların göstergesi olarak yazıldı. Sağlığına tam olarak 1827 yazında kavuşabildi. 1829 yılımda yarım kalan ders ve konferans dizisine tekrardan başladı. Bu konferansları daha sora 6 cilt olarak ‘’olgusal felsefe dersleri’’ başlığı ile yayınlandı.

1830–48 yılları arasında her yıl programlı olarak işçilere dersler verdi. Bu dersler: temel astronomi kursu adı altında verildi. Politeknik Okul’da matematik öğretmeye başladı. 1838’de kitabı The Edinbrg Rewiew’da incelendi. John Start Mill’in çabasıyla İngiltere’den para yardımı aldı. (Jhon Stuart Liberalizmin öncülerinden olup filozof ve ekonomisttir.)

1844–45 yılında öğrencilerinden birinin kız kardeşi ile başlayan ve platonik düzeyde kalan ilişkisi, Comte için mutluluk getirse de bu kısa sürdü ardından acı dolu günler onu bekliyordu. Sevdiği kızın veremden ölmesinden sonra tekrardan ruhi bunalımlara girdiyse de bu uzun sürmedi eski çalışmalarına tekrardan devam etti. Sekiz yılını alan ‘’Olgusal Siyasal Sistem’’ adlı yapıt sosyolojinin tanımını da içeriyordu. Bu nedenle de sosyolojinin kurucusu olarak anılmıştır.

Mayıs 1857’de eski bir arkadaşının cenaze töreninde yakalandığı soğuk algınlığından kurtulamadı. Eylül ayında öldü. Kendi isteği olarak mezar taşına şunlar yazıldı : ‘’ İlke olarak aşk, temel olarak düzen, amaç olarak ilerleme’’ (1)


Auguste Comte ve Sosyoloji

‘’sosyoloji neden diğer bilim dalları gibi bir dal olmasın’’ tezini savunarak sosyolojinin temelini atmıştır. Bu yüzden de sosyolojinin babası olarak nitelendirilir. Her insan yaşadığı çağın bir nevi şahidi ve sesi olduğu için Comte da yaşadığı çağa tanıklık etmiştir. Yaşadığı çağ ‘’Fransız Devrimi ve Aydınlanma Çağı’’ ertesi olduğu için Comte da bunlardan etkilenip bu olaylara karşın düşüncelerini ortaya koyarak tezini ortaya koymuştur.

Sosyoloji teriminin ilk olarak ortaya atılması Comte tarafından olduğunu söyledik. O sosyolojiyi biraz da matematiksel kafa yapısının vermiş olduğu bir yargıyla ‘’toplumsal fizik’’ ismini vermiştir. Sosyolojinin diğer bilim dalları gibi deneysel olanı inceleyebilir tezini ortaya atmıştır. Ona göre sosyoloji ‘’toplumun bir tabii bilimi’’ olmalıydı. Sosyoloji dahil tüm bilimler genel mantık ve yöntem çerçevesini paylaştıklarını, ele aldıkları belirli fenomenlere ait evrensel kanunları açığa çıkarmaya çalıştıklarını ileri sürmüştür.

Comte sosyolojiyi tasvir ederken onun fizik ya da kimya gibi fiziksel dünyanın incelenmesinde kullandığı aynı kesin bilimsel yöntemleri kullanması gerektiğine inanıyordu. Çünkü ona göre sosyoloji pozitif bir bilimdi. Bu yüzden de diğer bilimlerle aynı kefeye konulabilirdi. Bu yüzden Comte: Bilim maddi dünyada olayları kontrol altına almamızı nasıl sağlıyorsa, bizim de kendi kaderimizi biçimlendirebileceğimize inanıyordu.

Geleceği kestirmek, iktidar sahibi olmak demektir. Ünlü ilkesi olan bu söz gelecekte etkili olmak için geleceği iyi tahmin etmek gerektiğine vurgu yapmakta bunun için de toplumun geçmişini iyi irdeleyip geleceğinde neler olabileceğini iyi belirleyip hareket edilmesi gereklidir.

Comte, doğal olgular içinde en karmaşık ve çözümlenmesi en güç olanlarının sosyolojik bir nitelik taşıdığını söylemiş, böylece zaman zaman açık, bazen de dolaylı olarak toplumsal öğenin, biyolojik ve psikolojik gerçeğin çok üzerinde bir düzeyde oluştuğunu kabul etmiştir. Bu nedenle ona göre, toplumsal gerçek psikolojik düzeye indirgenemez, psikolojik türden bir yaklaşımla incelenemez. Comte bunun için toplumsal gerçeğin daha iyi açıklanması için bir takım yasaları vardır.

Pozitif bir din kurar ve bunun bir ‘’insanlık dini’’ olduğunu söylemiştir. Hatta bu amaç uğrunda Rus Çarına ve Osmanlı Sadrazamına mektup yazarak onları bu dine davet eder. Comte artık bir nevi bu dinin peygamberi olarak görür kendini ve bu dinin esaslarını kendisi belirler.

Sosyolojiyi iki başlık altında inceler

Sosyal Statik: Bir toplumdaki düzeni ve durağanlığı inceler. Yani bir toplumun özünde, geleneğinde, varlığında olan durağan şeyleri inceler. Yönetim biçimleri, dil, kültür bu başlık altında incelenen konulardan sayılabilir.

Sosyal Dinamik: Bu ilerleme kuramıdır. İlerlemeyi ve değişkenliği inceler.

Comte da Karl Marx gibi tarihi belirli aşamalara bölüp öyle inceler. Karl Marx tarihi: İlkel komünizm, kölelik, feodalizm, kapitalizm, komünizm diye ayırırken Comte tarihi üç hal ya da üç durum yasasına göre açıklar.

Teolojik ya da hayali hal: Tanrıbilimsel dönemde insanoğlu bilmediği, bir türlü anlayamadığı olayları hep aşkın bir kaynakla açıklama yoluna gitmiştir. Yine bu dönemde insanoğlu usundan çok imgeleminin sesini dinlemiş; ussal yolla temellendirilmiş açıklamalar yapmak yerine eğretimleler ile benzetilere dayalı söylemsel anlatı olanaklarına başvurmuştur.

Metafizik ya da soyut hal: Metafizik dönemde gerek söylenbilgisinin tanrıların varlığına gerekse de onların özel yetilerine ve güçlerine duyulan inancın çökmesiyle birlikte değişik metafizik araştırma izlenceleriyle insan zihni saltığı kavramaya çalışmıştır. Bu dönem boyunca bir yığın metafizik uslamlama, metafizik kavram ve metafizik sorun olarak ortaya konan sorunlar çözülemediği gibi ulaşılan bilgi anlamında da tek bir adım olsun ileriye gidilmemiştir.

Pozitivizm ya da bilimsel hal: Zorunlu saltığı amaçlayan metafizik araştırma mantığı yerini bütünüyle, hem de bir daha geri dönülmeyecek bir biçimde olumsalı, göreli olanı anlamaya yönelik olgucu bir bilimsel araştırma çerçevesinde bırakmıştır. Usun bütünüyle imgelemin üstesinden geldiğinin varsayıldığı bu son dönemde insanoğlu artık deneye açık olgularla, bu olgular arasındaki ilişkilerle, bu olguların altında yattığı düşünülen yapı, düzen ve yasalarla ilgilenmektedir.

Comte ilk olarak ‘’toplumsal fizik’’ terimini kullanmıştı, ancak o dönemdeki kimi entelektüel rakipleri de aynı terimi kullanmaktaydılar. Comte kendini görüşlerini onların düşündüklerinden ayrt etmek için kurmayı istediği alanı betimlemek amacıyla ‘’sosyoloji’’ terimini ortaya attı.(2)

Sosyolojinin ilgi alanı ise genel olarak toplum olduğu için toplumun da temek müesseseleri ise aile, din ve devlettir.

Auguste Comte’un Sosyolojiye Katkıları

En önemli katkılarından biri ‘’sosyoloji’’ kavramını ortaya atıp bu ismi kullanan ilk kişidir. Ondan önce sosyoloji ‘’toplumsal fizik’’ olarak anılıyordu. Sosyolojiyi masaya yatırıp nede-sonuç ilişkisi içinde incelenebilen bir bilim olarak düşünmüştür. Ama bu neden-sonuç ilişkisi fizik veya matematik gibi kesin sonuçlar vermez. Bu yüzden sosyolojiyi bir pozitif bilim olarak düşünmüş ve çalışmalarını bu yönde ilerletmiştir.

Auguste Comte’un sosyolojiye en büyük katkılarından bir diğeri ise sosyolojinin amacını belirleyip belli bir çerçeve içinde sosyolojinin neleri inceleyeceğini derli toplu olarak tanımlayan ilk kişi olmasıdır. Sosyolojinin iyi anlaşılabilmesi için ilk olarak düzene bakılması gerektiğini belirtmiştir. Çünkü düzen insanların birlikte yaşamaları için gerekli olan bir kavramdır. İnsanların birlikte yaşamalarının gerekliliği ve ihtiyaçlarını karşılamak için bu düzenin oluşması için başlıca koşuldur.

Düzen nedir ve nasıl oluşur? Düzen insanların bir araya gelerek kurdukları belirli bir sistematiği olan bir kavramdır. Bu birlikteliğin kurulmasını sağlar ve bu birlikteliğin kırılmasını önler. Belirli bir sistematik içinde çalışır bu yüzden de süregiden, dinamik bir yapıdadır.

Auguste Comte göre: ‘’ neden insanlar birlikte yaşama gereği duyar, insanları bir arada yaşatmak nasıl olur, bir düzen nasıl oluşur, bu düzen nasıl işler? ‘’ gibi sorular cevaplandığında hem sosyoloji açıklanmış olur hem de sosyolojinin ilgileneceği alanlar, çerçeveler belirlenmiş olur.

Auguste Comte ve Pozitivizm

Bu terimi kullanan ilk kişi Saint Simon’dur. Ama pozitivist felsefeyi sistemleştiren onun öğrencisi Auguste Comte’tur. Pozitivist düşüncenin kökeni ise F.Bacon’a ve hatta sofistlere kadar uzanır.

Pozitivizm sadece olgular üzerinden hareket eder. Bilgi kaynağı olarak olguları görür ve kendini olgular üzerinden geliştirir. Olgulara dahil olmayan her şeyi fizikötesi tabirle metafizik olarak algılayıp deneye girmeyenler olarak olgulardan ayırır.

‘’bir şeyin niçinine değil nasılına bakarız’’ Auguste Comte’un bu sözüne bakarak pozitivizmin ne olduğundan çok ne olmadığına dair bir fikir yürütebiliriz. Pozitivizmin sınırlarını belirleyen bir söz olarak yerini alan bu söz aslında önemli olan sonuçtur vurgusunu yapmaktadır.

‘’Pozitifliğin ne olduğunu belirlemek için Comte bir takım kurallar öne sürer:
İlkin, bir bilim araştırması nesnelerin yapısı üzerinde bir varsayıma dayanan çözümsel incelemelere götürülebiliyorsa, henüz fizikötesi alanındadır. Pozitif bilim olgulara dayanmalıdır, varsayımlara değil. Gerçi varsayımlardan kaçınılmaz ama bunların nesnenin yapısı ile ilgili olmaması ve geçici olması gerekir. Bunların yerine olgular konmalıdır.(2)

Olguculuk üzerine yaptığı çalışmalarıyla özellikle sosyoloji alanında ilerlettiği düşünce sistematiği birleştiren Comte; sosyolojiyi bir pozitif bilim yapma çabasından vazgeçmemiştir.

Pozitifliğin ikinci belirtisi: yasaların göreli niteliğidir. Comte’a göre gerçekten evrensel yasalar yoktur. Çünkü gözlemin sınırları dışına çıkılmaz.(2)

Pozitifliğin, bir bilimin pozitif olmasının üçüncü belirtisi: birbirinden ayrı olgular arasındaki yakınlık bağlantılarının kurulmuş olmasıdır. Pozitif bilim, gözlenebilen olgulardan hareket eder. Bu olguların kesin ve belirli bir takım olgular olması ve bu olguların kesin olarak belirlenmesi için de aralarındaki bağlantıların saptanmış olması gerekir. Öyleyse her bilim birtakım kesin olgulardan ve bu olgular arasındaki bağlantıları belirlemekten hareket edecektir(3)

Pozitifliğin birbirine bağlı başka iki belirtisi de olguların önceden görülmüş olması ve bunlar üzerindeki etkimiz. Ama bu iki nitelikten pozitif bilimlerin sıra düzeni içinde biri ortaya çıkınca öbürü kaybolur. Örneğin gök biliminde önce görme tamdır ama etkimiz sıfırdır.

Auguste Comte’un görüşlerine genel bir bakış ve eleştirisi

Düşüncelerini aktarmaya çalıştığımız Auguste Comte sosyolojinin doğuş ve gelişimi açısından çok büyük katlılar yapmıştır. Bu su götürmez bir gerçek. Öncelikle sosyoloji doğal bir bilim olarak tanımlamaya çalışması, yöntem ve metotlar açısından farklı özgül bir nitelik taşıdığını savunmuştur. Ayrıca toplumsal gerçekliğin diğer doğal olaylardan daha karışık bir yapıda olduğunu ve toplumsal bilimlerde matematik ve fizikte olduğu gibi sayısal açıklamaların yetersizliğine değinmiştir. Diğer yandan sosyoloji hakkındaki görüşlerinin devlet ve özellikle aile kurumları yönünde yoğunlaşması sosyolojiyi bireyciliğe itmesi anlamına geldiği için yetersiz kalmıştır. Bu da ona getirebileceğimiz bir eleştiri olabilir.

Bilal Can tarafından hazırlanmıştır.

———————————————————————————————————
(1)Ana Britannica
(2)Anthony Giddens-Sosyoloji(karen birdsall’ın asistanlığıyla)
(3)Bedia Akarsu-Çağdaş Felsefe
Ayrıca Anthony Giddens- sosyolojiye eleştirel bir bakış kitabından
Ve Prof. Dr. Barlas Tolan’ın Toplum Bilimlerine Giriş Kitabından
Yararlanılmıştır.