Cezayir'den yükselen bir ses: Yalnızca İslam hükmedecek!

Cezayir'den yükselen bir ses: Yalnızca İslam hükmedecek!

Cezayir'de 1990'lı yıllardaki duvar yazıları, İslamcılığın yükseldiği döneme yönelik yakın bir tanıklık niteliğinde.
Mepa Haber Merkezi
Doksanlı yıllar, Cezayir'den Bosna'ya, Keşmir'den Türkiye'ye, Afganistan'dan Çeçenistan'a İslamcılığın yükseldiği ve siyasal İslamcı kesimlerin taleplerini yüksek sesle dile getirmeye başladığı bir dönemdir. İslamcı kesimler bu yıllarda İslami esaslara göre yönetilen bir devlet, Batı kültüründen kopmak, devletlerin öz kaynaklarının millileştirilmesi gibi talepleri ortaya koymuşlar ve geniş kitlelerce desteklenmişlerdir.

Doksanlı yıllar: İslamcılar ulus devlet rejimlerine karşı

Doksanlı yıllardaki İslamcı yükselişin Kuzey Afrika'daki meşhur temsilcisi ise İslami Selamet Cephesi'ydi. Yine bu yıllarda zengin doğal kaynaklarına rağmen yoğun bir yoksulluk yaşayan, kendi öz kaynaklarını Batılı devletlere kaptıran, ülkedeki Fransız etkisinden rahatsızlık hisseden Cezayir gençliği ciddi bir arayış içerisindeydi. Ülkeyi elinde tutan Fransa'dan bağımsızlığını henüz, 1962 yılında kazanmış olan Cezayir, kendisini tüm dünyada yaşanan mücadele zincirinin bir halkası olarak buldu: Batı destekli ulus devlet anlayışı üzerine kurulan rejimler ve İslamcıların mücadelesi... Ülkedeki mücadele, Cezayir sokaklarından da kolaylıkla okunabiliyordu.


Cezayir sokaklarında bir yazı: Yalnızca İslam hükmedecek. Bu sözler ülkedeki İslamcı yükselişin birincil amacını ortaya koyuyor. Fransız kültürüne karşı olsa da bu dili kullanmaya mahkum edilmiş bir neslin duvara yazdığı bu slogan, Doksanlı yıllar Cezayir'ini özetleyen güzel bir örnek.


İslami Selamet Cephesi'nin meşhur kısaltması "FIS" yazısının yer aldığı bir duvar. Parti ülke dışında da Fransızca kısaltmasıyla tanınmış. FIS yazısının altında alışıldık bir talep, bir temenni, belki de bir slogan Arapça olarak yazılı: İslam Devleti...



Yine bir FIS yazısı ve yoksul bir mahalle. Ayakları çıplak bir Cezayir çocuğu, İslamcı yükselişin iktisadi sebeplerinden birini de gösterir nitelikte. Ülkenin zengin yeraltı kaynakları, yoksul mahallelere ulaşamadan buharlaştığı için, yoksul mahalleler de Cezayir rejimi, temsil ettiği kültür ve anlayış karşısında İslamcı mücadelenin yanında saf tutmuş.


Alışıldık bir talep ve yine Fransızca. İslamcıların güçlü olduğu bir mahallede yazıldığı tahmin edilen bu yazı aynı zamanda yine bir temenni ve oldukça güçlü, İslamcılar için cesaret verici bulunan ve Cezayir rejimi destekçileri için bir korku ve endişeye kaynaklık eden bir slogan: Yakında İslam Devleti...

Milli ve İslami kanatlar

İslami Selamet Cephesi böyle bir düzlemde, 1989 yılında teşkil edilirken, kuruluşunun ilk üç yılında çok büyük seçim zaferlerine imza atarak ülkede Batı yanlısı kesimlere ciddi bir şok yaşattı. Dünyadaki diğer ideolojik ortaklarına benzer şekilde bu partinin de "güvercin ve şahin" kanatları mevcuttu. Milli ve İslamcı kanatlar. Ciddi bir ideolojik ayrışma olsa da bu, İslami Selamet Cephesi'nin saflarını parçalamadı ve parti günden güne büyümeye devam etti.

Seçim galibiyetleri ve 1992 darbesi

1991 yılında İslami Selamet Cephesi'nin milletvekili seçimlerinde kazandığı büyük zafer, ülkede altın çağını yaşayan İslamcılık için bir dönüm noktası oldu. İslamcı partinin ülke anayasasını değiştirmeye yetecek milletvekili sayısına oldukça yaklaşması, üzerinde Fransız etkisi hala ciddi şekilde hissedilen Cezayir ordusunun harekete geçmesine neden oldu. Seçim sonrası İslami Selamet Cephesi'nin İslamcı fikriyata bağlılığı sürdü. Partinin dünya çapında yaşanan Körfez Savaşı, Afganistan savaşı gibi sahnelerde de "İslamcı kardeşlerinin" yanında yer alması, Cezayir'de İslamcı hükümete karşı "harekete geçilmesi için" düğmeye basılmasına yol açtı.

21. yüzyıla İslamcılık darbe yiyerek başladı

11 Ocak 1992'de yapılan darbe, darbenin getirdiği 10 yıl süren iç savaş, İslamcı grupların kendi aralarındaki anlaşmazlıkları, neredeyse tüm dünyada olduğu gibi Cezayir'de de 21. yüzyıla İslamcı mücadelenin ciddi bir darbe yiyerek başlamasına neden oldu. Buna rağmen Cezayir sahnesi hakkında halen yapılan şu yorumlar, ülkedeki mücadelenin hala daha ideolojik olarak sürdüğünün ve belki yakın bir gelecekte yeni bir iç savaşın patlak vereceğinin nişanesi:

"Yalnız, bakımsız, terk edilmiş"

"Cezayir iç savaşı, tüm dünyadaki İslamcıların 1990'lı yıllarda yükselen taleplerinin bir özeti niteliğinde. İslami Selamet Cephesi'nin bir blok halinde temsil ettiği İslamcıların anlaşılabilir talepleri vardı: Ülkedeki öz kaynakların millileştirilmesi, zenginliğin tabana yayılması, ülkenin 1962 yılında siyasi bağımsızlığını kazandığı Fransa'dan kültürel olarak kopması ve Fransa'nın artık Cezayir yönetimine karışmayı bırakması... Cezayir 1962 yılında Fransa'dan kopsa da günümüzde olduğu gibi o yıllarda da ülkeyi perde gerisinden yöneten gücün Fransa olduğu açıktır. Birçok Ortadoğu ve Afrika ülkesinde olduğu gibi burada da Fransa ülkeden görünüşte ülkeden çekilmiş ancak geride kendisine sıkı sıkıya bağlı bir rejim bırakmıştır. Evet, Cezayir iç savaşında İslamcıların İslami taleplerinin ön planda olduğu şüphesizdir. Fakat ülkenin bağımsızlaştırılması isteğinin de böylesi bir süreçte birincil düzeyde önemli bir rol oynadığı yadsınamaz. Cezayir iç savaşının İslamcıların yenilgisiyle sonra ermesi, ülkede hem İslamcı hem de Fransız karşıtı kitleleri günümüze kadar suskun hale getirmiştir. Ülkede İslami Selamet Partisi yükselişinin sembol isimlerinden Abdulkadir Haşani'nin mezarı bu suskunluğun özeti niteliğindedir: Yalnız, bakımsız ve terk edilmiş..."
 

Abdulkadir Haşani'nin mezarı

Kaynak: Mepa News