Abdullah Azzam'ın dilinden: 1948'de Mescid-i Aksa'yı kurtaran Boşnak mücahidler

Abdullah Azzam'ın dilinden: 1948'de Mescid-i Aksa'yı kurtaran Boşnak mücahidler

'Arap ordusu bir savaşta ne zaman darboğazda kalsa arkalarından beş altı kişilik Yugoslav mücahidleri gönderilirdi.'
Mepa Haber Merkezi
Filistinli bir akademisyen olan Abdullah Azzam, Afganistan'da 1979-1989 yılları arasında Sovyetler Birliği'ne karşı yükselen savaşın sembol isimlerinden biridir. Uzun yıllar Müslüman Kardeşler bünyesinde faaliyetlerde bulunan Azzam, modern cihat tarihinin önemli ideologlarından biri olarak görülür. 

İdeolojik takıntılardan bağımsız olarak nesnel habercilik yapmayı gaye edinen Mepa News, Abdullah Azzam'ın Tevbe Suresi'nin Tefsiri kitabında geçen ve 1948 yılında Filistin'de İsrail ordusuna karşı çatışmalarda yer alan Boşnak savaşçıların konu edildiği pasajı ilginize sunar: 


Filistin'de 1948 yılında harb başladığında. Filistin cihadına katılmak için Yugoslavya'dan mücahidler gelmişti. Allah'a yemin ederim ki onlardan bir tanesi bana şunları anlattı:

"Binlerce yahudinin arasına tek başıma giriyordum. Üzerime kurşunlar yağmur gibi yağıyor, öyleki sırtımdan ceketi düşürüyorlardı."

Ona, "Peki ne yapıyordun?" dedim. Ve o gün onu doğrulamamış, ona inanmamıştım. Ta ki, Afgan cihadında bunlara şahid oluncaya kadar. Yugoslavya'nın Bosna Hersek'inden olan Şeyh Abdurrahman şu cevabı verdi: "Ben 'Kulhuvallahu Ahad, Kul euzu birabbil felak ve kul euzu birabbinnas sûrelerini âyete-el-kürsî ile birlikte okuyor ve Bismillahillezi la yedurru maa ismihi şeyun fi'l ardi ve la fissemai ve huvessemî-ul âlim' okuyordum ve binlerce Yahudi askerinin arasına giriyordum. Görevimi tamamladıktan sonra da hiçbir yara almadan geri dönüyordum."

"Mescid-i Aksa'nın pencere sayısından azdık"

1948'de Kudüs'ten ve Mescid-i Aksa'dan Ürdün ordusu geri çekilip Kudüs'ü Yahudilere bırakmak, teslim etmek istedikleri zaman bu Şeyh Abdurrahman ise bunu reddetmiş ve şunları söylemiştir: "Yahudiler ben sağ kaldığım ve cesedim tepelenmediği sürece Mescid-i Aksa'ya giremeyeceklerdir."

Şeyh Abdurrahman ve beraberindeki Mısır İhvan-ı Müslimin teşkilatına mensup bir grup İslâmî Hareket mensubu gençlerle birlikte Mescid-i Aksa'nın içine girerler. Oradan çekilmeyi reddederler. Vallahi onlarla içeride birlikte kalan bir kardeş daha sonra bana olayı şöyle anlattı: "Bizim sayımız, Mescid-i Aksa'nın pencerelerinin sayısından daha azdı. Biz ise mescidin içerisinde bir bu pencereden, bir şu pencereden dışarıya Yahudi askerlerine ateş açmaktaydık.

"Mescid-i Aksa'yı nasıl terkedersiniz?"

Şeyh Abdurrahman, Ürdün askeri komutanı Abdullah et-Tell'e "Mescid-i Aksa'yı nasıl terk edebilirsiniz? Nasıl buraları yahudilere bırakabilirsiniz?" dediğinde, komutanın cevabı, "Gelen emirler böyle, çekileceğiz" olmuştu. Bunun üzerine Şeyh Abdurrahman komutana, "Bana iki sandık bomba bir otomatik silah ve mermileri bırak ve git. Ben Mescid-i Aksa'nın alanında bulunan şu minarenin üstüne çıkacağım. Yahudiler içeri girince bütün bu bombaları onlara atacağım ve onları gücümün yettiği kadar otomatik silahla tarayacağım. Sonra da onlar beni öldürürler." dedi.

Sonra Mescid-i Aksa'da bulunan gençler bütün pencerelerinden ateş edince Yahudiler Mescid-i Aksa'nın Müslümanlarla dolu olduğunu, Mescid-i Aksa'yı boş bırakarak çekilmelerinin mümkün olmadığını zannettiler. Mescid-i Aksa'ya yaklaşmaya bile cesaret edemediler. Böylece Mescid-i Aksa işte bu gençlerin sayesinde 1948 ile 1967 yılları arasında Müslümanların bünyesinde kaldı.

Tito'ya teslim edildiler

Arap ordusu bir savaşta ne zaman darboğazda kalsa arkalarından beş altı kişilik Yugoslav mücahidleri gönderilirdi. Bunlar Yahudi muhasarasını kırar ve mücahidlere yardım ulaştırırlardı. Bir defasında şehid Abdulkadir el-Hüseyni Yahudilerin kuşatması altında kalmıştı. İlgililer ek kuvvet istediler. Yugoslavyalı bu gençlerden beş tanesi gitti, Yahudilerin oluşturdukları bu çemberi kırdılar. Ne yazık ki Mısır ve Suriye birlik kurup Arap Birleşik Cumhuriyeti'ni oluşturunca yeni cumhuriyetin başkanı Cemal Abdunnasır, Yugoslav lideri kardeşi Tito'ya -Abdunnasır, Tito'ya kardeş derdi çünkü inkarcılıkta onun kardeşi idi-, "Kardeşim Tito bizim birleşmemizin hediyesi olarak bizden ne arzularsın?" diye sorar; Tito da, "1948 senesinde Filistin harbinde savaşan kaç kişi var sende? Bunlar Suriye'ye gidip orada yerleştiler. Onları bana teslim et" dedi. Abdunnasır'da onları Suriye'de yakalatıp Tito'ya teslim etti. Tito ertesi günü bütün bunları kurşuna dizdi ve yaptıklarını halk için yaptığını söyledi.