İsrail'in Suriye'deki savaşı

İsrail'in Suriye'deki savaşı

Suriye hükümeti komşularıyla barış istiyor. İsrail'in ise başka planları var.

Charles Lister | Foreign Policy | Tercüme: Mepa News

Geçtiğimiz altı hafta içinde İsrail ordusu Suriye'nin güneybatısına en az 70 kara harekatı ve Suriye genelinde en az 31 hava saldırısı düzenledi. İsrail'in Suriye'deki kara ve hava operasyonlarının yoğunluğu, ülkedeki son derece kırılgan geçiş sürecinin yaklaşık 14 yıl süren yıpratıcı çatışmaların ardından ülkeyi yeniden bir araya getirmeye çalıştığı bir dönemde keskin bir şekilde arttı.

25 Mart'ta, 71. kara harekatı girişiminin, kısa bir süre sonra benimle konuşan yerel kaynaklara göre, İsrail ordusunu (IDF) köyleri Koya'ya girmekten caydırmak amacıyla havaya ateş açan yaklaşık 10 yerel silahlı adam tarafından karşılanmasıyla durum keskin bir şekilde tırmandı. Kendilerine doğrudan ateş açıldığını iddia eden IDF, köye tank mermileri atmaya ve en az bir hava saldırısı düzenlemeye devam etti ve en az altı kişinin ölümüne neden oldu.

İsrail'in Beşar Esed'in 8 Aralık 2024'te iktidardan düşmesine tepkisi, IDF'nin Esed'in gidişini takip eden 10 gün içinde Suriye genelinde 600'den fazla hava saldırısı düzenlemesiyle hemen anlaşıldı. Uçaklar ülke genelindeki neredeyse tüm askeri üs ve karakolları vururken IDF birlikleri Suriye'ye girerek 1974'te iki ülke arasında imzalanan ayrılma anlaşmasıyla belirlenen tampon bölgenin tamamını işgal etti ve bu uzun soluklu anlaşmayı fiilen ortadan kaldırdı. O tarihten bu yana IDF güçleri Suriye topraklarının en az 12 kilometre derinine kadar ilerleyerek mayın tarlaları döşedi, yeni erişim yolları açtı ve sivillerin yerinden edilmesini tetikledi.

Şubat sonundan bu yana İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Israel Katz, Suriye'nin güneyinin tamamen askerden arındırılmasını talep eden yeni bir politika ilan etti ve buna göre hareket etti. Ayrıca Suriye'nin Dürzi topluluklarını algılanan tehditlere karşı koruma kararlılıklarını da defalarca dile getirdiler. Şimdiye kadar bu son politika kendini iki şekilde gösterdi.

İlki Mart ayı başında İsrail'in Şam'ın güneyindeki Caramana banliyösünde Dürzi silahlı unsurları korumak için askeri bir müdahale başlatma tehdidinde bulunduğu bir olay etrafında odaklandı. Bu tehdit, yerel olarak "Şebbiha" olarak bilinen eski Esed rejimi milislerinden oluşan yerel bir Dürzi grubun, kendi bölgelerindeki akrabalarını ziyaret etmek isteyen geçici hükümet askerini vurarak öldürmesinin ardından geldi ve bir çatışmaya yol açtı.

İsrail'in tehditleri sürerken, Dürzi milisler Süveyda'daki üslerinden kuzeye, Caramana'ya giderek cinayetten sorumlu olduğundan şüphelenilen silahlı kişilerin yargılanmak üzere teslim edildiği ve Caramana'nın tamamen geçici hükümetin kontrolüne geçtiği bir anlaşmayı müzakere etti ve birlikte uyguladı.

Yeni politikanın ikinci tezahürü Süveyda Askeri Konseyi (SMC) olarak bilinen yeni bir Dürzi milis oluşumu şeklinde ortaya çıktı. Süveyda'daki dört üst düzey Dürzi askeri, siyasi ve dini figüre göre -ki hepsi de isimlerinin gizli kalması koşuluyla benimle konuştu- SMC'nin üst düzey liderleri arasında üç eski Esed rejimi generali bulunuyor ve silahlarını eski Suriye ordu birliklerinden alıyor. SMC'nin İsrail'deki Dürzi mevkidaşları aracılığıyla İsrail ile bağlarını sürdürdüğü Dürzi toplumu içinde iyi bilinmektedir.

İlginçtir ki SMC'nin bayrağı, ABD'nin IŞİD'e karşı mücadeledeki ortakları olan ve zaman zaman İsrail'le ilişkiye açık olduklarının sinyallerini veren Suriye Demokratik Güçleri'nin bayrağıyla da çarpıcı bir benzerlik taşıyor. Caramana'daki çatışmalar sırasında Süveyda'nın şehir merkezine İsrail bayrağı asan da SMC mensuplarıydı; ancak yerel halk dakikalar sonra bayrağı indirip ateşe verdi.

Suriye'deki son ölümcül tırmanış, olağanüstü tehlikeli ve bir o kadar da gereksiz bir anı temsil ediyor.

Esed'in düşüşü İran'a bugüne kadarki en büyük stratejik yenilgisini yaşattı; Tahran'ın Suriye üzerindeki hakimiyetini tamamen kırdı ve tüm askeri ve vekil altyapısını ülkeden kaçmaya ve terhis olmaya zorladı. Esed'in yaklaşık dört ay önce devrilmesinden bu yana Suriye'den İsrail'i hedef alan tek bir saldırı gerçekleşmedi. Bu süre zarfında ülkenin geçici hükümetine bağlı güvenlik güçleri Lübnan'daki Hizbullah'a giden en az 18 silah sevkiyatını durdurdu ve daha önce İran'la bağlantılı olan en az sekiz roket fırlatma noktasını ele geçirip imha etti.

Suriye'nin geçici hükümeti Aralık ayında iktidarı devraldığından bu yana komşuları ve uluslararası toplumla sorunsuz bir duruş sergilemeye çalıştığını açıkça ortaya koydu. On yıla yakın bir süre Moskova'nın askeri zulmüne maruz kalmasına rağmen Şam'daki yeni yetkililer, Akdeniz kıyısındaki hava ve deniz üslerinde asker bulunduran Rusya ile düzenli ve giderek daha verimli hale gelen bir ilişki içinde.

Böylesi bir diplomatik dönüşü gerçekleştirmek için gereken pragmatizm profesyonel politikacılar için etkileyici olabilirdi ancak Suriye'de bu pragmatizm, şimdi Suriye'yi istikrara kavuşturmak ve uluslararası camiaya yeniden entegre etmek isteyen savaşta sertleşmiş İslamcılardan geliyor.

Ocak ayının sonlarından bu yana Türkiye, Suriye'nin hava sahası üzerinde egemenlik kurmak amacıyla Suriye'nin orta kesimindeki iki hava üssüne (Şayrat ve T-4) savaş uçakları ve hava savunma sistemleri konuşlandırılmasını da içeren önemli bir askeri teklifi Suriye'nin geçici hükümetine sundu. Bu önerinin İsrail'in hareket serbestisine Türkiye'nin doğrudan bir meydan okuması olduğu açık ve Şam'daki geçici hükümetten isminin açıklanmaması kaydıyla konuşan üst düzey bir yetkiliye göre, İsrail'in son dönemde tırmandırdığı gerilimin önemi göz önüne alındığında, böyle bir savunma anlaşmasının imzalanmasının eşiğine gelmiş olabiliriz.

Geçici Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara ve geçici Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, zaten kırılgan olan geçiş dönemleri için varoluşsal olmasa da ciddi bir krizi tetikleyeceğini çok iyi bildikleri için Türkiye'nin teklifini kabul etmekten kibarca kaçınmışlardı. Ancak süregelen olayların gidişatı böyle bir pragmatizmi giderek daha da olanaksız kılıyor.

Şimdilik İsrail'in yanı sıra dünyada Suriye'nin istikrarsızlaşmasını istiyor gibi görünen tek devletin İran olması ironik bir durum.

Son haftalarda Suriye'de, Esed rejiminin Dördüncü Tümeni'nin eski komutanları -İran'ın Suriye'deki başlıca askeri müttefiki- etrafında şekillenen, giderek daha yetenekli ve saldırgan bir hükümet karşıtı isyan hareketi gelişti. Savaşçılarının Lazkiye ve Tartus'ta neredeyse eş zamanlı olarak düzenledikleri düzinelerce saldırıdan oluşan koordineli bir saldırı kampanyası, 7 Mart'ta başlayan ve birkaç gün süren büyük bir misilleme cinayetleri dalgasının tetikleyicisi oldu.

Konuştuğum iki üst düzey yetkiliye göre Suriye'nin geçici güvenlik güçleri tarafından bu tümenin operasyonel karargahına yapılan bir baskında yepyeni uydu haritaları, kasalar dolusu ABD doları ve uzun menzilli iletişim ekipmanları bulundu; geçici hükümetin kamuoyuna açıklamamayı tercih ettiği kanıtlar bunlar.

Trump yönetimi Suriye'nin geçici hükümetiyle ilgili kendi endişelerini ve kuşkularını taşıyor olabilir ama aynı zamanda Esed'in gidişinin ve İran'ın Orta Doğu'nun kalbindeki stratejik yenilgisinin sunduğu tarihi ve stratejik fırsatın da farkında.

Bu fırsatı yakalamak ve dönüşümsel bir bölgesel istikrara dönüştürmek için Trump yönetimi İsrail'le olan yakınlığını ve nüfuzunu kullanarak gerilimin düşürülmesi için baskı yapmalıdır. İsrail'in saldırganlığı mevcut haliyle kendi kendini gerçekleştiren bir kehanet yaratma riski taşıyor; bir zamanlar düşmanca bir niyet sergilemeyi reddeden yeni Suriye'nin, bu tür sebepsiz ve ölümcül saldırganlığın kötüleşmeye devam etmesi halinde karşılık vermekten başka seçeneği kalmayabilir.

Trump yönetimi, Esed sonrası Suriye'nin bir gün İbrahim Anlaşmalarını imzalayarak İsrail'i resmen tanımayı düşüneceğini umabilir. Ancak bu sadece İsrail'in askeri eylemlerine ve yasadışı toprak işgaline son vermesi halinde mümkün olacaktır.

Kaynak: Mepa News

x.gif

HABERE YORUM KAT
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.